Koşmaya Başlamadan Önce Yapılması Gerekenler

Koşmaya Başlamadan Önce Yapılması Gerekenler

Spor insan hayatında yeri doldurulmayacak ve hayatımızdan atamayacağımız şeydir. Hangi sporu yaparsak yapalım ısına hareketleri yapmamız lazım ki sakatlanmayalım ; Bu yüzden koşuya başlamadan önce yapmamız gerekenleri iyi algılamamız gerekiyor.

Koşmaya niyetlenmek kolaydır, hatta başlamak da; ancak sürdürmek sıklıkla zor gelmektedir insana. Uygun bir hazırlık devresinden geçmeden yapılan koşular kendi içinde tehlikeler gizlemektedir. Bu nedenle koşmaya başlamadan önce bir sağlık kontrolünden geçiniz. Ortopedik, kalp sorunlarınızın olup olmadığından emin olunuz ya da standart beden ağırlığınızı %20 geçip geçmediğinizi öğreniniz.

Uygun ayakkabı seçerseniz ayaklarınızda su toplamasını, kaval kemiğinizde ağrı gelişmesini ev kas tutulmasının gelişmesini engellemiş olursunuz. Uygun spor kıyafetinizi giyiniz ve en yakın parka yol alınız. Koştuğunuz zemin asfalt ya da toprak, yani nispeten yumuşak bir zemin olmalıdır. Asla beton zeminde koşmayınız. Koşu parkurunuzun iyi aydınlatılmış ve emniyetli olmasına dikkat ediniz.

Ayakta dik durun, koşarken sıçramayınız ve ayak bilekleri düzeyinden hafif öne doğru eğilin (kalça düzeyinden değil). Omuzlarınızı gevşek ve aşağıda tutunuz. Koşarken topuğunuz yere önce bassın, sonra ayak tabanınız yerin üzerinde yuvarlansın ve en son ayağınız ayak parmak uçlarıyla yeri terk etsin.

Koşunun sıklığını, yeğinliğini (şiddetini) ve süresini ayarlamak, etkin bir koşu programı için elzemdir. Bir koşu programını baltalayacak en büyük sorun kısa zamanda çok fazla yüklenmektir. Amerikan Spor Hekimliği Koleji haftada 3 kez (gün aşırı), en az 20-30 dakika süreli ve doruk (maksimum) kalp atım sayısının %50-85 arasında olan (bunu koşu sırasında nabzınıza bakarak belirleyebilirsiniz) yüklenmeler önermektedir.

Koşulardan önce ısınma, koşulardan sonra soğuma gereklidir.
Asla koşu mesafesini haftada %10 dan fazla artırmayınız!
Ağrılarınız başlarsa, koşuya ara veriniz ve geçmesini bekleyiniz.
Ara günlerde ise (koşmadığınız günlerde)= kuvvet çalışmalarına yer veriniz.
Koşuya yeni başlayacak olan bir kişiye bir alıştırma reçetesi verecek olursak aşağıdaki gibi olurdu:

Hafta Süre Yeğinlik (Şiddet)
1. 20 dk. Yürüyüş (Canlı)
2. 22 dk. Yürüyüş (Canlı)
3. 22 dk. 30-60 sn jog, 5 dk. Yürüyüş (dönüşümlü)
4. 24 dk. 30-60 sn jog, 5 dk. Yürüyüş (dönüşümlü)
5. 24 dk. 30-60 sn. jog, 4 dk. Yürüyüş (dönüşümlü)
6. 26 dk. 30-60 sn. jog, 4 dk. Yürüyüş (dönüşümlü)
7. 26 dk. 30-60 sn. jog, 3 dk. Yürüyüş (dönüşümlü)
8. 28 dk. 30-60 sn. jog, 3 dk. Yürüyüş (dönüşümlü)
9. 28 dk. 30-60 sn. jog, 2 dk. Yürüyüş (dönüşümlü)
10. 30 dk. 30-60 sn. jog, 2 dk. Yürüyüş (dönüşümlü)
11. 30 dk. 2 dk jog, 1 dk. Yürüyüş (dönüşümlü)
12. >30 dk. Yavaş yavaş ilerleyiniz

15 Kasım 2011
Okunma
bosluk

Doğumdan Sonra Vajina Daraltma Ameliyatı

Doğumdan Sonra Vajina Daraltma Ameliyatı

Kadınları rahatsız eden ama sağlık açısından bir sorun olmayan sadece görsel yönden geniş vajina artık problem değil. Vajina Daraltma ameliyatları bugün birçok klinikte birçok doktor tarafından yapılmaktadır. Vajina Daraltma Ameliyatı Nasıl Yapılır? -Vajina daraltma ameliyatları genellikle lokal anestezi şeklinde yapılır, ancak hastanın isteğine göre uyutma sağlanarak da yapılabilmektedir. Vajina daraltma ameliyatı ne kadar sürer? Vajina daraltma operasyonu ortalama olarak 30-40 dakika süren bir ameliyattır. Daha Önce doğum yapmamış kişilerde de Vajina Daraltması ameliyatı yapılabilir mi ? Sık cinsel ilişkiye bağlı olarak ve Vajinanın yapısından da kaynaklı olarak doğum yapmamış kadınlardada vajina genişliği yaşanabilir. Ve hiç doğum yapmamış kadınlarda da Vajina daraltma ameliyatı yapılabilir. Vajina daraltma emeliyatından sonra dikiş izi kalır mı ? Dikişler genellikle görünmeyen şekilde alt tarafta kalmaktadır, ancak 3-4 dikiş işi yüzeyde görülebilir, ancak rahatsız edici bir boyuttta olmayacaktır. Vajina daraltma Ameliyatından sonra hastanede ne kadar yatılır ? Bazı hastanelerde hastanın yatmasına gerek duyulmasa da bazılarında 1 gece gözetim altında tutulabiliyor. Vajina daraltma ameliyatından sonra banyo yapılır mı ? Ameliyattan bir gün sonra ılık su ile duş alınabilir. Vajina daraltma ameliyatından kaç gün sonra cinsel ilişkiye girilebilir ? Vajina daraltma ameliyatından ortalama olarak 2 hafta – 4 hafta arasından sonra cinsel ilişkiye girilebilmektedir. Bu durum dikişlerin ne kadar hızlı iyileştiğine de bağlıdır. Vajina daraltma ameliyatından sonra tekrar genişleme olur mu ? Ameliyatın ardından ekrar normal doğum yaşanmadığı sürece genişleme olmamaktadır. Sezaryan ile yapılan doğumlarda genişleme olmamaktadır Vajina daraltma ameliyatının Fiyatları Nedir ? Vajina daraltma ameliyatının fiyatları, vajina estetiği ameliyatlarının fiyatları genellikle ameliyat olduğunuz hastaneye, hekime, ameliyatta kullanılan anestezi yöntemlerine kadar değişiklik göstermektedir. Ancak genel olarak fiyatları ise 2500 – 5000 TL arasında değişmektedir.

10 Kasım 2011
Okunma
bosluk

Erken Boşalma Kabusundan Egzersiz ile Kurtulmak Mümkün

Erken Boşalma Kabusundan Egzersiz ile Kurtulmak Mümkün

Erkan boşalma erkelerin genelinde görülen ve erkeklerin psikolojisini olumsuz etkileyen ilişkiye girmekten kaçınmalarına neden olan bir rahatsızlıktır.Artık erken boşalmaya egzersiz yöntemleriyle bu sorunu ortadan kaldırabilirsiniz.

Bu erkek ve kadın için çok can sıkıcı bir durumdur. İlişkinizin yeteri kadar uzun sürmesi ruh halinizinde sağlıklı kalmasını sağlamaktadır. Uzakdoğuda ortaya çıkan tantra egzersiz hareket sistemini uygulayarak, sizde erken boşalmaprobleminde kurtulabilirsiniz.

Hemen her erkeğin hayatının bir döneminde yaşayabileceği bir sorun olan erken boşalma erkeğin cinsellikten tat almasını engeller, kendine güvenini sarsar ve uzun vadede eşiyle/partneriyle olan ilişkisini bozabilir.

Erken boşalma için birçok tedavi yöntemi önerilmekle birlikte cinsel terapi dışındaki diğer yöntemler geçici ve faydasız çözümlerdir. Cinsel terapi sayesinde kişi oşalma denetimini öğrenirken bir yandan da cinsellikle ilgili yeni bir bakış açısı geliştirebilir ve eşiyle olan iletişimi de olumlu biçimde değişebilir. Bir

Uzakdoğu tekniği olan Tantra Tekniği de cinsel terapi içinde yer alabilir. Tantra egzersizlerini uygulayarak erkek boşalmasını kontrol etmeyi de öğrenebilir. Cinsellik, aile ve evlilik konularında halkımızı bilgilendirmeyi ve farkındalığı arttırmayı amaçlayan Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED); Tantra tekniği ile boşalma kontrolü konusunda çok çarpıcı bir basın açıklaması yaptı.

Tantra tekniği ile boşalma kontrolü öğrenilebilir

Erken boşalmanın erkeklerin cinsel hayatını kabusa çevirdiğini ve erkeklerin bu sorunu çözebilmek için duydukları herşeyi denediklerini söyleyen CİSED Genel Başkanı Dr. A. Cem Keçe; “Erken boşalma erkeğe kendini kötü hissettirir, cinsel yönden kendine güvenini sarsar ve eşiyle iletişimini zedeler. Erkekler erken boşalma sorunlarını çözebilmek için birçok yöntem denerler ancak en etkili yöntem, kişinin neden bu sorunu yaşadığının farkına varması ve boşalmasını kontrol etmeyi öğrenmesidir. Bunun için de ortalama 12 seanslık cinsel terapi görmesi çoğu zaman yeterlidir.

Bu süreçte hem cinsel konularda doğru bilgi edinecek, hem erken boşalmaya yol açan olumsuz duygu ve düşüncelerini farkedip kontrol etmeyi öğrenecek hem de eşiyle iletişimi gelişecektir. Cinsel terapi içersinde erkeğe hem bireysel hem de eşiyle birlikte uygulayacağı ev ödevleri verilir. Tantra egzersizleri de en faydalı ev ödevlerindendir.” dedi. Tantra tekniğinin boşalma kontrolünü hedefleyen basit bazı ipuçları ve öneriler olduğunu söyleyen Dr. Keçe; “Bu önerileri, tantra tekniği adı altında düşüncenin, nefesin ve meninin kontrol edilmesi formülü içinde özetleyebiliriz.

Bu formül içinde anlatılmak istenen şey şudur: Boşalmanın yaklaştığını fark eden erkek kafasından her türlü düşünceyi siler. Böylece, cinsel ve bedensel tüm duyumları algılayabilecek bir hale gelir. Birleşmeyi düzenli ve uyumlu nefes alıp vererek sürdürürken nefesini tutar. Dilini ağzının içinde yuvarlayarak nefes yolunu tıkamaya çalışır. Dilin bu işlevini kolaylaştırmak için bazı Tantra uzmanlarının dilin altındaki deriyi bile kestikleri bilinir. Erkek, meninin akışını durdurmak için, karnını içeri çeker ve penisini de bir miktar dışarı iter. Böylece, uyanıklığın ve mutluluğun en son aşaması diye tanımlayabileceğimiz, ruhsal durum gerçekleştirilmiş olur.

İşte tanra tekniği böyle bir ruhsal durumu gerçekleştirmek, ruhsal ve bedensel bütünlüğü sağlamak için yapılan cinsel bir tekniktir, bir uzak doğu tekniğidir. Biz bu tekniği aşk kaslarını daha iyi kontrol edebilmek ve yeterince gevşetebilmek için cinsel terapide diğer tekniklere ilave olarak kullanıyoruz.” dedi.

Erken boşalan erkek yalancı haz yaşar

Erken boşalan erkeklerin en sık yaşadıkları sorunun ne zaman boşalacağını düşünmekten cinsel ilişkiye odaklanamamaları ve haz alamamaları olduğuna dikkat çeken CİSED Genel Başkan Yardımcısı Psk. Gülüm Bacanak; “Cinsel terapide erkeğe anın tadını çıkarmaya odaklanması öğretilir ve böylece cinsellikten aldığı hazzın da farkına varır. Tantra tekniğinin de temelinde kişinin bedenindeki duyumlara odaklanması yer alır. Tanra tekniği, bir hazırlık dönemini zorunlu kılan ayrıntılı bir tekniktir. Erkeğin boşalmasını kontrol edebilmesi için, zihni ve bedeni üzerinde belirli bir egemenlik kurması gerekir. Onun için, erkekten yoga bilmesi veya uzun süre nefes egzersizleri yapmış olması istenir.

Hazırlık döneminde erkeğin tantra tekniği için kendisine eş olarak seçilen kadınla içtenlikli bir yakınlık geliştirmesi de, önkoşullar arasındadır.” dedi. Erken boşalan erkeklerin cinsel ilişkide yaşadıkları hazzın gerçek değil yalancı haz olduğunu söyleyen Psk. Bacanak; “Önce erkeğe gerçek hazla yalancı haz arasındaki fark anlatılmalıdır ve erkek gerçek hazzı öğrenmelidir. Bildiğimiz anlamda erkekte erken boşalmayla sonuçlanan haz saniyelerle sınırlı yüzeysel ve yalancı bir haz duygusudur. Oysa Tantra tekniğini öğrenip uygulayabilen erkek için her türlü sınır aşılmıştır. Artık o kimse doğanın sınırsız, bitmez tükenmez gücünü kullanmaktadır.

Cinsel gücünün elverdiği kadar değil canının istediği ya da eşinin istediği kadar sık ve uzun sevişebilir. Artık boşalmanın verdiği haz saniyelerle sınırlı değildir. Çünkü erkek boşalmanın verdiği hazza değil, sevişmenin verdiği hazza odaklanmıştır. Boşalmanın hazzı da yalancı değil gerçek bir hazdır, yoğun bir hazdır. Ancak bu yoğun haz kadar sevişmenin verdiği haz da çok önemlidir. Sevişmenin verdiği haz olmadan gerçek haz hissedilemez. Belki de bunu lezzetli bir yemeğin tadına küçük parmakla bakmaya benzetebiliriz.” dedi.

Aşk kaslarını kullanmayı öğremek sekste çok önemlidir

Tantra tekniğinde önemli olanın boşalmayı önlemek için erkeğin aşk kaslarını nasıl kullanabileceğini öğrenmesi olduğunu belirten CİSED Genel Sekreteri Psk. Dnş. Fatma Ayrık; “Makat, yumurtalıklar ve kasıkları çevreleyen kaslara aşk kasları adı verilir. Erken boşalmayı yaratan önemli faktörlerinden birisi aşk kasları adını verdiğimiz PC kaslarının kontrol edilememesidir. Bu kaslar aynı zamanda işerken işemeyi yarıda kesen, idrar akışının kontrol edilmesine yardımcı olan kaslardır. Ayrıca makatı (anüs) kapatırken kullanılan ve mastürbasyon yaparken sert haldeyken penisi yukarı doğru çekmeye yarayan kaslardır.

Aşk kasları boşalmadan sorumlu olan iç cinsel organların bulunduğu alanın etrafındadır. Bu kaslar kasıldığında meni kesecikleri ve idrar yollarına baskı uygular ve sıkıştırır. Özellikle, erkek bilinçli olarak aşk kaslarını kontrol ederek ve gevşeterek boşalmanın akışını engelleyebilir. Daha da önemlisi, aşk kaslarını kasıp gevşetmek erkeğe cinsel aktivite esnasında heyecan düzeyinizi etkili bir şekilde kontrol etmesi için fonksiyonel bir mekanizma da sunabilir.” dedi.

10 Kasım 2011
Okunma
bosluk

Sperm Sayısını ve Kalitesini Artırmak için Yeni Yöntemler

Sperm Sayısını ve Kalitesini Artırmak için Yeni Yöntemler

Spermin kaliteli olması çocuk yapma olasılığını direk etkileyen faktörlerdendir. Sitemizde bu konu ile ilgili bilgileri edinebilirsiniz.

Sperm Kalitesini arttırmak ve sağlıklı spermlere sahip olmak için öneriler
Sık sık yükettiğimiz taze ve kuru fasulyenin işte bilinmeyen bir faydası. Taze ya da kuru olarak yemeğini bol bol tükettiğimiz fasulye spermler için oldukça faydalı bir besin.
Balığın her türü insanlar için faydalı ancak sağlıklı spermler için zengin omega 3 gerekiyor ve de bu somon balığında mevcut.
Sperm kalitesini arttırmak için kalsiyum ve potasyum alımına özen göstermek gerekiyor. Bunun için de az yağlı yoğurt ve süt birebir.Yine aynı şekilde karpuz ve kavunda da bulunan potasyum aynı işlevi görüyor.
Yulaf ezmesi de sperm kalitesini arttırmak için tüketilmesi gereken besinler arasında.
çilek, siyah dut, yaban mersini de sperm kalitesini arttıran gıdalar arasında.
Sağlıklı spermler için bol bol domates yiyin. Kırmızı meyvalar, sebzeler çok miktarda likopen içeriyor. Bu madde ayrıca prostat kanserinden de koruyor.

10 Kasım 2011
Okunma
bosluk

Prostat Belirtileri, Prostat Kanseri ve Tedavi Yöntemleri

Prostat Belirtileri, Prostat Kanseri ve Tedavi Yöntemleri

Prostat erkeklerde bulunan ve kadınlarda bulunmayan iki grevi bulunan 1. si boşaltım zamanında mesaneden idrarı taşımak 2. si ise boşalma zamanında meniyi taşımaktır. Prostat kanseri erkeklerde en çok görülen kanser türü olduğundan en ufak şikayetinizde doktorunuza başvurmanız gerekmektedir.Size sitemizde konu hakkında yardımcı olmaya çalışacağız.
Prostat Nasıl bir Hastalıktır ve Kendini nasıl belli eder?

Öncelikle prostatı bir hastalık olarak tanımlamak yanlıştır. Prostat tüm erkeklerde anne karnından itibaren var olan göz,kulak, karaciğer gibi bir organımızdır.Erkekte meninin sıvı kısmını yapımından sorumludur.Prostatın bulunduğu konum ve yapısı itibarı ile ister iltihap, ister kanser isterse de yaşla beklenen normal büyüme olsun şikayetler hep benzer şekilde gelişir. Prostat hastalıkları ile ilgili olarak genellikle karşımıza çıkan şikayetler arasında, sık idrara çıkma, idrarın çatal olması, idrar yaparken yanma, idrar yaptıktan sonra mesaneyi tam boşaltamama hissi, gece idrara kalkma ve idrar yapamama sayılabilir.

Prostatın bu sayılan şikayetleri olan hastalarda hangi tip hastalığın olduğu nasıl anlaşılır?

Biraz önce bahsettiğimiz gibi prostatta üç türlü sorun olabilir: büyüme, iltihap, kanser . Bunların ayırt edilmesinde Amerikan ve Avrupa Üroloji Derneklerinin ( AUA_ American Urological Association) ( EAU- European Association of Urology) de kabul ettiği yapılması mutlaka gerekli ve yapılması faydalı olan bazı tetkik ve muayeneler vardır. Hastaların tümüne, yaşları ne olursa olsun makattan prostat muayenesi ilk basamak olarak yapılması gereken muayene yöntemidir. Burada üroloji eğitimi sırasında alınan deneyim ile prostattaki büyümenin özellikleri doktor tarafından değerlendirilerek gereksiz testlerden kaçınılabilir. Bundan sonra tam idrar tahlili ve PSA ( prostat spesifik antijen ) adı verilen kan tahlili ile, hastanın üre ve kreatinin değerlerinin ölçülmesi gerekir. PSA kan tahlili kanser için tek belirleyici olmasa da bizlere kanser taramasında yardımcı olan önemli bir ön testtir. Eğer hastanın yaşı 70 in üzerinde ise ve muayenesi normal ise bu test de istenmeyebilir.

Biz ürologlar muayene sırasında ultrasonografi kullanırız ve bununla genel olarak prostatın büyüklüğü, mesanenin kalınlığı, böbreklerde bir tıkanıklık olup olmadığı ve bunlardan daha önemlisi işeme sonrasında mesanede belirli oranda idrar kalıp kalmadığının kontrol edilmesi gerekir. Yine, hastalar için son derece zahmetsiz olarak, işeme hızının üroflowmetri adı verilen bir bilgisayarlı ölçüm sistemi ile ölçülmesi, prostata bağlı tıkanıklığın derecesi konusunda bizlere bilgi verir. Ancak hastalığın tipi konusunda bilgi vermez. Eğer prostata bağlı tıkanıklık şikayetleri veya kontrol amacı ile gelen bir erkekte, muayenede bir özellik yok ve PSA değerleri de kişinin yaşı için normal değerler arasında ise bu hastalarda normal prostat büyümesi kabul edilebilir. Ne yazık ki burada en büyük sorun 50 yaş altında işeme sorunları olan ve muayenesi ile PSA ölçümleri normal olan hastalarda ortaya çıkmaktadır. Bu hastaların şikayetlerinin daha detaylı olarak incelenmesi gerekebilir. Bu şekilde altta yatabilen önemli konuların atlanması engellenir.

Muayenesinde, PSA ölçümlerinde ve / veya her ikisinde birden bir bozukluk olan hastalarda hangi tip büyümenin olduğunun ayırt edilmesinde tüm dünyada kabul edilen altın standart, prostattan özel aletlerle ultrasonografi eşliğinde biyopsi alınarak patolojik olarak incelenmesidir. Bu işlemin deneyimli bir merkez tarafından yapılması hastalara uygulanacak tedavinin düzenlenmesinde büyük rol oynar.

Normal Prostat büyümesi (BPH) sı olan hastaların tedavisine nasıl karar veriyorsunuz?

Normal prostat büyümesi tüm erkeklerde 50 yaş sonrasında vücutta meydana gelen hormonal değişiklikler sonucunda oluşur. İnsan yaşam kalitesini ciddi olarak etkileyebilecek bir sorundur. Büyüme sonucu yaşanan sorunlar kişiye özgü olarak ortaya çıktığından prostat büyümesinin tedavisi ne sadece doktorun ne de hastanın karar verebilecekleri bir durumdur. Burada hastaların şikayetlerinin iyi değerlendirilmesi son derece önemlidir. Bu konuda tüm dünyada yapılan çalışmaların bir örneği olarak ülkemizde de hasta şikayetlerinin daha bilimsel olarak anlaşılabilir hale gelmesini ve yaşam kalitesinin ne kadar etkilendiğinin değerlendirilmesi için standart soru formları kullanılır. Bunlardan en sık kullanılanı Uluslar arası Prostat Semptom Skoru (IPSS) dir. Bu test hasta tarafından doldurulur ve hastalığa bağlı şikayetlerin derecesini, şeklini doktora sayısal olarak verir. Elde edilen değerler az, orta veya şiddetli olarak değerlendirilir. Hastanın yaşı, birlikte olan diğer hastalıkları, kalp, tansiyon,şeker hastalığı gibi, hastanın yaşam şekli ve beklentileri değerlendirilerek tedavi seçenekleri hastalara iyi ve kötü yanları ile anlatılır ve doktor-hasta etkileşimi ile birlikte karar verilir.

Prostat büyümesi olan hastalara ne gibi tedaviler önerebiliyorsunuz ?

Tıpta en önemli noktalardan birisi “primum non nocere” yani “önce zarar verme”dir. Hiçbir tedavi masum değildir ve herkes için tek bir doğru tedavi seçeneği yoktur. Bazı insanlar için bir tedavi seçeneği daha uygunken bazıları için bu doğru olmayabilir. İlk basamakta hiçbir zaman kolay kolay ameliyat kararı vermemek gerektiği kanısındayım. Günümüzde prostata bağlı tıkanıklıkların tedavisinde son derece etkili ilaç tedavileri vardır. İnsanlara ameliyat seçeneğinin yanı sıra bu tedavilerin de olduğunun ve etkilerinin denenmesi kanaatindeyim. Tabii ki, ilaç tedavi seçenekleri yeterli olmadığında prostat ameliyatları gündeme gelmekte.

Prostat büyümesinin kaç türlü ameliyatı var ?

Prostat ameliyatlarını iki ana başlık altında toplamak mümkündür; açık ve kapalı ameliyatlar. Açık prostat ameliyatları artık günümüzde BPH için gitgide daha az kullandığımız ameliyat teknikleridir. Bunun nedeni sonuçta hastada bir yara yeri olması, sondalı kalma süresinin daha uzun olması ve yan etkilerinin hasta için daha fazla olmasından kaynaklanmaktadır. Bu ameliyat tekniğini daha çok büyük prostatı olan hastalarda tercih ediyoruz. Halk arasında kapalı prostat ameliyatları da kendi içinde değişik şekillerde gerçekleştirilebilmektedir. En başta tüm dünyada yıllardır kabul edilmiş olan TUR ( transüretral rezeksiyon) ameliyatından bahsetmek gerekir. Burada hasta anestezi aldıktan sonra idrar borusundan bir endoskop ile girilerek tıkanıklık yapan prostat dokusunun kesilerek küçük parçalar halinde dışarı çıkarılması gerçekleştirilir. Bu yöntemde hastalar açık ameliyata göre çok daha erken dönemde sondadan kurtulurken daha rahat kendini toparlayabilmektedir. Yine endoskopik olarak idrar borusundan girilerek yapılan bir başka teknik ise prostatın buharlaştırılmasıdır. Burada prostat içerisine odaklanmış yüksek enerji verilerek çoğunluğu su olan prostat dokularının buharlaşması sağlanır. Buharlaştırma ameliyatları 1990 lardan itibaren değişik aletler ve enerji kaynakları kullanılarak gerçekleştirilmektedir. Son günlerde yoğun bir şekilde uyguladığımız green light lazer ile yapılan prostat ameliyatları da bunlara bir örnektir.

Green light lazer, ameliyat sonrası hastanın yaşam kalitesi için büyük artıları olan bir yöntem olması yanı sıra, kalp, tansiyon vs, gibi normal prostat ameliyatı riskli olan anestezi alamayan hastalara da lokal anestezi ile uygulanabilmesi sayesinde şikayetlerinden kurtulma imkanı sağlayabilmektedir. Bu yöntemin öne çıkmasına neden olan özelliklerinden birisi de cinsel işlevler üzerine olan minimal etkisidir. Normal olarak prostat ameliyatlarından sonra görülen ve uygulanan yönteme ve hastaların yaşlarına göre % 25-50 arasındaki cinsel işlev bozukluğu yüzdesi bu yöntemde en aza indirilebilmektedir. Yine erkeklerde boşalma ile ilgili olarak prostat ameliyatlarından sonra olan sorunlar bu yöntemle büyük ölçüde önleneyebilmekteyiz.

Peki bu kadar iyi özellikleri olan bir yöntem neden daha yaygın olarak kullanılmıyor?

Burada en önemli faktör sanırım tekniğin son derece yeni olmasından kaynaklanmaktadır. Ancak özellikle Istanbul’da görüldüğü gibi bu tekniğin uygulanabildiği merkezler hızla artmaktadır. Bunun yanı sıra iki önemli sorun daha vardır. Bunlardan birincisi maliyettir. Ne yazık ki bu yöntemde her hastaya bir prob (buharlaştırma ucu) kullanılmakta ve bu da maliyeti arttırmaktadır. Ancak, hastanede kalış süresinin azalması ve yan etkilerin azlığı bence bunu dengelemektedir. Tıbbi olarak ise ürologlar için en önemli sorun, ameliyat sonrasında dokular buharlaştığından doku incelenmesi ( burada bir kanser hücresi var mı sorusunun cevabının alınmasında önemlidir) için herhangi bir örneğin alınamamasıdır. Özellikle genç hastalarda eğer herhangi bir şekilde prostat kanseri şüphesi, ihtimali varsa ameliyat sonrası doku örneklerinin incelenmesi ve buna yönelik tedavinin yapılabilmesi gerekmektedir. Green light uygulaması öncesi hasta seçimi son derece bu nedenle önem taşımaktadır.

BPH ve BPH ameliyatları ile cinselliğin ilişkisi?

BPH şikayetlerinin cinsel hayatı genel olarak kötüleştirdiği birçok çalışma ile kanıtlanmıştır. BPH nedeni ile ilaç tedavisi alan ve şikayetleri azalan hastaların cinsel yaşamlarında da iyileşme olduğu görülmektedir.Cinsel hayatı aktif olarak devam eden erkeklerde ilaç tedavisi öncelikli olmalıdır. Ancak ürolojik takiplerinin düzenli bi rşekilde de yapılması önemlidir. Ancak, bu sadece bir neden sonuç ilişkisi olarak ele alınmamalıdır. Çünkü birbirlerinden bağımsız olarak da ortaya çıkabilen durumlardır.

Ameliyatlar sonrasında ise, mutlaka tüm hastalara cinsellik ile ilgili bilgi verilmelidir. Sonuç olarak prostat erkeklerdeki seks bezlerinden birisidir. Bu nedenle buna yapılan her türlü müdahalenin cinsel işlevler ile ilgili bir sorun çıkartma ihtimali vardır. Bu sadece erkeklerde ereksiyon kaybı olarak değil boşalma bozuklukları olarak da ortaya çıkabilir. Boşalma hissi olmasına karşın meninin gelmemesi, kanlı meni gelmesi gibi sorunlarla karşılaşılabilir. Bunların hastalara detaylı olarak anlatılması ve nedenlerinin söylenmesi hasta beklentilerini ve yaşam kalitesini arttıracaktır.

5 Kasım 2011
Okunma
bosluk

Çocuğun Cinsiyeti Önceden Belirlenebilir Mi?

Çocuğun Cinsiyeti Önceden Belirlenebilir Mi?

Çocukların cinsiyeti erkekler tarafından belirlenir çünkü erkeklerde X ve Y kromozomu bulunur, kadınlarda ise X,X kromozomu bulunur eğer erkek den X gelirse kız y kromozomu gelirse erkek çocuk meydana gelir.
Klan adı verilen ilk insan toplulukları anaerkildi. Yani bu topluluklar kadının üstünlüğüne dayanıyordu. Zamanla bazı toplumlarda kız çocukları alabildiğine horlandı, insan yerine konmadı. Örneğin: Eski Çinlilerde kadın, kocasının kulu sayılır, önünde konuşamaz, kocası ve erkek çocukları ile sofraya oturamazdı. Eski Yunanlılarda kadın, kocasının malı sayılır, eşya gibi alınıp satılırdı. Araplar, doğan kız çocuklarını diri diri toprağa gömerlerdi. Eski Mısırlılar, kadının ölüsüne bile hakaret ederlerdi.

Yüzyıllardır süregelen yanlış gelenek ve göreneklerin sonucu aileler, doğacak bebeklerinin erkek olmasını arzu etmişlerdir. Kadın ve erkek arasındaki bu eşitsizliği ortadan kaldırmak için son yüzyılda önemli çalışmalar yapılmıştır. Çağımızda bu konuda inanılmaz ilerlemeler kaydedilmiştir.

Çeşitli nedenler yüzünden aileler, doğacak çocuklarının cinsiyetini önceden belirlemek istemektedir. Kalıtım yolu ile geçen çok sayıda hastalık vardır. Bunlardan en önemlileri, kalıtım yoluyla babadan oğula geçen renk körlüğü, annenin kromozomlarıyla erkek çocuğa geçen, kasları eriten Duchenne hastalığı, yine annenin kromozomları ile yalnız erkek çocuğa geçen kan pıhtılaşma bozukluğu hastalığı olan hemofili hastalığı sayılabilir. Bu şekilde hastalık taşıyan ailelerde bebeğin cinsiyetini önceden belirlemek oldukça anlamlıdır. Bir de çok sayıda aynı cinsiyetten bebeği olan, karşı cinsten bebek özlemi ile yanıp tutuşan, bunu bir saplantı haline getiren, bu nedenle eşi ile aralarında büyük sorun yaşayan aileler de bu konuda yardım almak için büyük çaba sarfetmektedir. Doktorların birinci görevi insanların mutluluğu için çalışmak olmakta birlikte, bu hassas konuda herhangi bir neden olmadan doğanın dengesi ile oynamak etik değildir.

Antik çağdan beri bebeğin cinsiyetini önceden saptayacak formüller aranmıştır. Kadının gebe kalmadan üç ay öncesinden başlayarak gebeliği netleşinceye kadar belirli bir gıda rejimine tabi tutulması, ilişkiden önce erkek ya da kız bebek isteyenler için farklı vajen banyosu yapılması, yumurtlama döneminin çeşitli metotlarla tesbiti yapılarak ilişki gününün istenilen cinsiyete göre ayarlanması, orgazm ve boşalmanın aynı anda olması gibi çeşitli faktörler üzerinde çalışılmıştır. Bu faktörlerden birkaçını aynı anda uygulamak daha etkili olmaktadır.

Beslenme konusunda ilk bilimsel çalışmalar 1933 yılında C. Herest adlı bir Alman biyolojisti, bir deniz kurdunun üremesi üzerinde çalışmalar yapmış ve ilginç sonuçlar ile karşılaşmıştır. Deniz suyuna kattığı potasyum miktarı arttıkça erkek kurtçukların ürediği, tersine kalsiyum miktarı arttıkça ise yavruların daha çok dişi olduğunu gördü. Bu çalışmaları, daha sonra başka bilim adamları tarafından diğer hayvanlar üzerinde de denenerek desteklendi. Bebek cinsiyetine uygun diyet verme alışkanlığının temelinde bu çalışmalar yatar. Bebeğin cinsiyetini belirlemek için uygulanan özel beslenme rejimi, erkek bebek isteyenler için potasyum ve sodyumdan zengin gıdaların (muz, kuru fasulye, nohut, mercimek, kayısı, ananas, her türlü et vb.), kız bebek isteyenler için kalsiyum ve magnezyumdan zengin gıdaların (süt ve süt ürünleri, yumurta, patates, hamur işleri, sütlü tatlılar vb., tuzsuz besinler) doktor kontrolünde uygulanması esasına dayanır. Beslenme rejimi yalnız kadınlar tarafından uygulanır, erkekler rejime dahil değildir.

Beslenme rejimi titizlikle uygulanmalıdır. Bu rejim üç ay yapıldıktan sonra doktor tarafından ilişki günü tesbit edilir ve gebe kaldığı kanıtlanıncaya kadar belirlenen beslenme rejimine devam edilir. İlişki gününe kadar erkek, korunma yöntemine devam etmelidir. Gebelik kesinleşince, istenilen besin yenilebilir, rejime devam etmenin hiçbir anlamı kalmaz. Gebelik oluşmazsa, beslenme rejimine altı aydan fazla devam edilmez; alınmayan besinlere karşı vücutta bir takım eksiklikler ve devamlı yenilen besinlere bağlı olarak da birtakım kan değerleri artabilir ve çok önemli sağlık sorunları ortaya çıkabilir. Örneğin, erkek çocuk diyetini kalp hastaları, böbrek hastaları, hipertansiyonlu olanlar asla kullanamaz. Beslenme rejiminde dikkat edilmesi gereken en önemli nokta da rejim süresince asla listede önerilen besinler dışına çıkılmamalıdır. Beslenme rejiminde başarı oranı annenin sabırlı olmasına, verilen listeyi uygulama durumuna bağlı olarak %80-%90′dır.

Erkek bebek isteyenler için cinsel ilişkiden önce karbonatlı su ile vaginal duş yapılması, erkek bebek isteyenlerin özellikle yumurtlama günü ilişkiye girmeleri önerilir. Bu nedenle erkek çocuk isteyenlerin mutlaka yumurtlama gününü tesbit etmeleri gerekir. Bunun için piyasada bulunan ovulasyon kitlerini kullanabilirler veya doktora giderek yumurtlama gününü tesbit ettirebilirler. Kız bebek isteyenler için cinsel ilişkiden önce sirkeli su ile vajinal duş yapmaları ve yumurtlamadan önceki günler, yani adet kanamasından sonra sık cinsel ilişkiye girmeleri önerilir. Kız çocuk isteyenler için yumutlama takibine gerek yoktur.

Bindokuzyüzyetmişlerde X ve Y kromozomlarını taşıyan spermlerin birbirlerinden ayrılabileceğinin keşfi ile istenilen cinsiyette çocuğun dünyaya gelebilmesinin bilimsel yolu açılmıştır. Bindokuzyüzdoksansekiz yılında Virginia’da yapılan çalışmalarda Y kromozomlarının DNA oranlarının X kromozomlarına göre küçük olması nedeni ile Y kromozomlarının hareket hızları daha fazla olduğundan, birtakım tekniklerle X ve Y içeren spermlerin ayırt edilebileceği kanıtlanmıştır. Bilindiği gibi Y kromozomu taşıyan spermin yumurtayı döllemesinden erkek, X kromozomu taşıyan spermin yumurtayı döllemesinden ise kız cinsiyeti oluşur. İstenilen cinsiyette bebek sahibi olmanın en garanti yolu tüp bebek uygulamasında embriyodan alınacak bir hücrede X ve Y kromozomları tesbit edilerek, istenilen cinsiyette embriyo, rahme yerleştirilir.

Bebek cinsiyetini belirlemede Çin’de yüzyılar önce uygulanan Çin Takvimi yöntemi ile anne adaylarının hamile kaldıkları yaş ile hamile kaldığı ayın önemi vurgulanmakta ve hamile kalınan yaş ve ay karşılaştırılarak doğacak bebek kız mı, erkek mi belirleniyor. Bu yöntemin de doğruluk oranının yüksek olduğu belirtilmektedir. Bu ara benim kişisel kanaatimi soracak olursanız, bu yöntemin doğruluk oranı oldukça düşüktür. Günde en az 50 doğumun gerçekleştiği hastanede yaptığım çalışmada Çin Takvimi’nin bebek cinsiyetini belirleme konusunda doğru sonuç vermediğini tesbit ettim.

Önceden de belirttiğim gibi bebek cinsiyetini önceden belirleme konusu çok hassas bir konudur. Doğanın hassas dengesi bozulmamalıdır. Bebek cinsiyeti ayırt etmek etik açıdan çok yanlıştır. Bu yöntem yalnızca X’e bağlı geçiş gösteren ve %100 hasta olacağından emin olunan kromozomal bozukluk durumunda kullanılmalıdır.

5 Kasım 2011
Okunma
bosluk

İlişki Sırasında Baş Ağrısının Nedenleri

İlişki Sırasında Baş Ağrısının Nedenleri

Büyük küçük demeden herkeste görülen baş ağrısı insanları cinsel ilişkiye girdikleri sıra da yalnız bırakmıyor. Her insanda ömrü boyunca 2-3 kere büyük baş ağrısı yaşamaktadır.Tüm dünyada baş ağrıları için yılda 13.000 ton aspirin kullanılmaktadır. Hafif veya 1-2 kez olan ağrılar için insanların pek çoğu, doktora baş vurmamaktadır. Bu nedenle baş ağrılarının gerçek sıklığını tahmin edebilmek de güçtür. Baş ağrıları, geniş bir hastalıklar grubudur ve birçok türü bulunmaktadır. 13 baş ağrısı ana grubu bulunmakta ve bunlarda alt gruplara ayrılmaktadır. Migren ve gerilim tipi baş ağrıları, 2 önemli ve sık grubu oluşturmaktadır. Migren ve gerilim tipi baş ağrıları, 2 önemli ve sık grubu olşuturmaktadır. Seyrek görülen, fakat olduğunda oldukça rahatsız edici olan ve bazen hayati önemi de olabilen baş ağrısı türleri de vardır.

Baş ağrıları, öksürük, eksersiz ve cinsel ilişki ile tetiklenip başalyabilir. Bunlar bir tür efora bağlı baş ağrılarıdır. Cinsel aktivite, kompleks bir olaylar serisidir. Cinsel ilişki sırasında olan baş ağrıları, eskiden beri bilinmesine ve pek çok kişi tarafından yaşanmasına rağmen, çok iyi anlaşılabilmiş değildir. Hastalar, hastalığın ne kadar ciddi olup önemsenmesi ve ne gibi önlemler alınması gerektiği konularında bilgilenmek istemektedirler.

Cinsel ilişkiye bağlı baş ağrılarının 2 ana tipi vardır:

İyi huylu cinsel ilişki baş ağrıları: Orgazm öncesinde veya sırasında baş ve ensede olur. Cinsel aktivite ve heyecan arttıkça, ağrı yoğunlaşır. Kadın ve erkeği etkileyebilir. Birkaç dakika sürebildiği gibi saatleri de bulabilir. Çok rahatsızlık verici olabilir ve genellikle cinsel ilişkiyi sınırlar, sonlandırır. Ağrıyı yaşayanlar yine olabilecek diye cinsel ilişkiden kaçarlar. Ağrı başlayınca orgazmdan önce ilişkinin sonlandırılması ile ağrı kesilebilir. Kas kasılmasından veya damarların genişlenmesinden olduğu düşünülmektedir. Bu tür ağrılar, geçmişinden migren ve gerilim tipi baş ağrıları olan hastalarda daha sık ortaya çıkmaktadırlar. Ağrılar birkaç ay içerisinde geçse de , hastaların yarısından 6 yıla kadar tekrarlayabilir. Bazen birkaç hafta cinsel ilişkiden kaçınmak gerekebilir. Eğer bu yapılamıyorsa, işilki öncesi ilaç almak gerekebilir. Stresi azaltmanın da, bu ağrılara iyi geldiği bilinmektedir. Sildenafil (Viagra), bu ağrıların %10 kadarına iyi gelmektedir. Bazı hastalarda kilo verme, eksersiz yapma ve cinsel ilişkide daha pasif bir rol üstlenme, ilişki sırasında her zaman uygulanan postürün değiştirilmesi ve aynı gün ekstra cinsel aktiviteden veya aktivilerden kaçınmak faydalı olabilir.
Cinsel ilişki sırasında ilik kez olan baş ağrısı: Hasta bu ağrıyı hayatında yaşadığı en kötü baş ağrısı olarak tanımlar. Bu tip baş ağrısı, aksi gösterilene kadar ciddi bir acil durumdur. Bu tür baş ağrısı, genellikle akut bir beyin kanamasına bağlıdır. Bu ağrılar sık değildir, fakat olduğunda hayatı tehdit edebilen ve acil değerlendirme ve tedavi gerektiren ağrılardır. Cinsel ilişki sırasında olan beyin kanamaları, anormal bir damarın yırtılması sonucu oluşur. Anormal damarlar, anevrizma denilen damar balonlaşmaları veya Arterio-venöz malformasyon denilen doğuştan gelen anormal damar iştirakleridir. Bunların yırtılması ile beynin yüzeyine veya beynin içine kanama olabilir. Böyle bir şüphe varsa beyin tomografisi incelemesi gerekir. Tomografide kanama bulgusu gözlenmez ise, bel bölgesinden beyin omurilik sıvısı almak gerekebilir ve bu sıvıda da kan aranır. Kanın damardan çıkarak beyin etrafına veya içine yayılması, patlayıcı bir başağrısına neden olur. Cinsel ilişki sırasında olan kalp olan AVM’si olan insanlar, genellikle bunun farkında değillerdir. Tüm hayatları boyunca bunları taşırlar ve onlar yırtılıp kanadığı güne kadar bir yakınmaları olmayabilir. Böyle bir durum insan sağlığı için oldukça risk taşır.
Her iki tip baş ağrısında da bilinçlendirmek ve gerektiğinde tıbbi yardım aramak önemlidir. Bu tür ağrısı olan erkek veya kadının önce dinlenmesi, muayene edilmesi ve şüphe uyandıracak bir durum varsa tomografik inceleme yapılması gerekir. Sonuçlara göre uygun bir tedavi yapılmalıdır. Herşeyin normal olması, hayati riski ortadan kaldırırır, fakat ağrının rahatsız edici ve cinselliği sınırlandırıcı etkisi devam eder. Ağrının yaşanması ve bu nedenle cinsel ilişkilerin sınırlandırılması oldukça önemli bir sağlık sorunudur.

1 Kasım 2011
Okunma
bosluk

Kanser, Jinekolojik Kanserler,Rahim Kanseri Belirtileri ve Tedavi Yöntemleri

Kanser, Jinekolojik Kanserler,Rahim Kanseri Belirtileri ve Tedavi Yöntemleri

Kanser tedavisini yapmak için erken teşhis her şeyden önemlidir. Çünkü hastalık yayılmadan gereken müdahalenin yapılması gerekmektedir.Erken teşhis kadar hastanın da psikolojik olarak hastalıkla savaşması lazım bunlar gerçekleştiğinde hastalık yayılmayı durdurarak iyileşme sürecine geçer.

Vulva Kanseri

Tüm genital kanserlerin yaklaşık %4′ünü vulva (dış

genital organ) kanseri meydana getirir, ancak erken tanı oranı %2

civarındadır. Genelde 60 yaşın üstünde görülür. Kızarıklık, renk değişikliği,pigmentasyon,

kaşıntı, yanma, ülser, kabarıklık, kitle gibi durumlarda hemen hekim ile

temasa geçilmelidir. Şüpheli bir durum varlığında değişik boyalar ile testler

yapılarak uygun yerlerden biopsi alınarak tanıya gidilir.Erken

dönemlerinde tedavisi mümkündür.

 

 

Vajinal Kanser


Vajinal kanser annesi gebeliği döneminde Dietilstilbestrol (DES) adlı ilacı

kullanan kadınlarda görülür. Bu kadınlarda rahim ağzında bulunan glandular

doku (bezleri içeren doku) vajinada da bulunur. Bu kadınlarda yirmili

yaşlarda adenokarsinoma olarak adlandırılan kanser gelişir. Diğer tip vajinal

kanserler epitel dokudan köken alır, yavaş ilerleyen bu tip kanser 45-65

yaşlarındaki kadınlarda görülür. Vaginal  kanser türü

tüm genital kanserlerin yaklaşık %5′ünü oluşturur. Genelde kanama ve kitle

şikayeti ile tanı konmasına rağmen hastaların büyük bir kısmı tesadüfen

yakalanır. Kesin tanı biopsi ile konur.

 

 

Vaginal kanserin yol açtığı yakınmalar nelerdir?

ü      

Cinsel

ilişki sonrası vajinal kanama

ü      

Ağrılı

cinsel ilişki

ü      

Vajinal

akıntı

ü      

Vajinada

yaraların çıkması ve enfekte olması

ü      

Kanser

ilerlediğinde ise idrar yaparken yanma ve ağrı

Vajinal kanser çok nadir görüldüğü ve benzer yakınmalara yol açtığı için

vajinit ile karışır. Pap smear testi incelemesi fikir verebilir. Vajinal

kanser tedavisi kanserin tipine, evresine ve yerleşimine göre planlanır.

Cerrahi ve radyoterapi uygulanır.

 

 

Rahim Ağzı Kanseri


Rahim ağzı rahmin vajinaya açılan boyun kısmıdır. Rahim ağzı kanseri

jinekolojik kanserler içinde 2. sıklıkta görülen kanserdir. Pap smear

incelemesinin yaygınlaşması ile rahim ağzı kanserinin görülme sıklığı

azalmıştır. Kanser displazi olarak adlandırılan hafif formu ile başlar ve

ilerler. Anormal hücre büyümesi genellikle 25-35 yaşları arasında başlar. Bu

hücreler prekanseröz (öncül kanser hücresi) olarak değerlendirilir. Zamanla

bu hücreler kanser hücrelerine dönüşerek karsinoma in situ olarak

adlandırılan rahim ağzının dış kısmında sınırları belli bir kanser oluşturur.

Bu durum tedavi edilmediğinde rahim ağzının diğer katlarına ve diğer

organlara yayılır. Rahim ağzı kanseri nde erken dönemde teşhis edilebilen vakaların %95’inden

fazlası iyileşebildiğinden erken teşhis ve tedavi çok önemlidir. HPV

enfeksiyonuna karşı geliştirilmiş rahim ağzı kanseri aşısı iki değişik

formda (gardasil, cervarix) piyasada satılmaktadır.

 

 

 

Rahim ağzı kanseri nin nedeni tam olarak

bilinmemekle birlikte kansere yatkınlığı arttıran nedenler nelerdir?

 

 

 

ü      

Çok eşlilik

ü      

Cinsel

temasın 20 yaşından önce başlaması

ü      

Viral ve

bakteriyal enfeksiyonlar

ü      

Fazla sayıda

doğum yapmak

ü      

 

Sosyoekonomik düzeyin düşük olması

ü      

Sigara içmek

ü      

C vitamini

ve A vitamini eksikliği

ü      

Erkek eşin

sünnetli olmaması

ü      

Hastanın

bağışıklık sisteminin baskılanmasıdır.

 

Human Papilloma Virus Enfeksiyonları ve

Rahim Ağzı Kanseri ilişkisi nedir?


Cinsel temas yolu ile bulaşan Human Papilloma Virüs (HPV) olarak adlandırılan

virüsler genital siğillere yol açar. Bu virüs alındığında genital siğillere

neden olabilir,herhangi bir lezyona neden olmadan inaktif olarak kalabilir

veya rahim ağzındaki hücrelerde değişikliklere ve rahim ağzı kanserine neden

olabilir.

HPV

enfeksiyonları oldukça yaygındır. Pap Smear olarak adlandıran, rahim ağzından

alınan örneğin patolojik incelemesinde atipik hücrelerin (bozuk hücrelerin)

görülmesine en sık yol açan durum HPV enfeksiyonlarıdır.HPV’nin  60’den fazla

değişik tipi vardır.Bazı tipleri rahim ağzı kanserine neden olur.Rahim ağzı

kanseri kadınlarda en sık görülen ikinci kanserdir.HPV’nin  bazı tipleri de

dış genital organ (vulva) ,anüs (makat) ve erkeklerde penis kanseri

gelişmesine neden olur.

 

Genital siğiller vajina dışında veya içinde, rahim ağzında, anüs (makat)

etrafında erkeklerde ise penis ve anüs etrafında oluşur. Genellikle kümeler

halinde oluşan siğiller bazen çok büyüyebilir.HPV enfeksiyonları rahim ağzı

hücrelerinde değişikliğe ve ileride rahim ağzı kanserine neden olabilir.

 

 

HPV tanısı nasıl konur?


Muayene

sırasında siğiller görülebilir. Pap Smear incelemesi için rahim ağzından

alınan örneklerde virüse ait genetik materyal de tespit edilerek HPV

enfeksiyonlarının tanısı kesinleştirilebilir. Pap Smear incelemelerinde

anormal hücreler saptanırsa rahim ağzından biyopsi örneği alınarak kanser

yönünden araştırılır.

 

HPV enfeksiyonları birden fazla cinsel eşi olanlar, erken yaşta cinsel

aktiviteye başlayanlar ve cinsel temas yolu ile bulaşan diğer enfeksiyonları

taşıyanlarda daha sık görülür. HPV enfeksiyonlarının önlenmesinde cinsel

ilişki sırasında prezervatif  kullanılması önemlidir.

 

Genital siğiller yerleşim ve büyüklüklerine göre değişik yöntemlerle tedavi

edilir. Genital siğiller tedavi ile kaybolmasına rağmen virüs vücuttan

atılamaz. Genital siğillerin tedavisinde değişik kremler kullanılabilir veya

kriyoterapi (dondurularak) yada  elektrokoter (yakılarak) tedavisi ile

siğiller çıkartılabilir.

 

HPV enfeksiyonunu almış olan kadınların rahim ağzı kanseri yönünden düzenli

kontrollerinin yapılması gerekir.

 

 

Rahim ağzı kanseri nin klinik bulguları nedir?


Erken evre kanserler genellikle bulgu vermez. Kanseri erken dönemde teşhis

edebilmek için yıllık rutin Pap smear testi yapılması ve jinekolojik muayene

gereklidir.


 

İlerlemiş kanserin klinik bulguları

nelerdir?

ü      

Adet

kanamaları arasındaki dönemde kanama

ü      

Adet

kanamalarının fazla olması

ü      

Vajinal

akıntının artması

ü      

Cinsel

ilişki sonrası kanama

ü      

Tek taraflı

kasık ağrısı

ü      

Kilo kaybı

 

ü      

Kansızlık

Serviks Kanseri Tanı ve Tedavide ne yapılır?


Rahim ağzı kanserinin ilerlemesi bazen çok hızlı olabildiğinden, kanserin

erken dönemde saptanabilmesi için tüm kadınların düzenli jinekolojik muayene

ve Pap smear testi yaptırmalarının büyük önemi vardır. Hastalık bulgu vermeye

başladığında çoğunlukla ilerlemiş safhadadır. Kanserin tanısı jinekolojik

muayene ve alınan örneklerin patolojik incelemesi ile yapılır. Prekanseröz

lezyonların tedavisi lezyonun derecesine, kadının yaşına ve genel sağlık

durumuna göre değişir. Erken evre kanserlerin tedavisinde sadece rahim ağzı

veya rahmin alınması ile başarılı sonuç elde edilirken, ilerlemiş kanserlerde

büyük ameliyatlar ve bunlara ek olarak radyoterapi  gerekir.

 

 

Pap smear testi nasıl uygulanır?


Pap smear testi rahim ağzındaki prekanseröz lezyonları belirlemek için

yapılan tarama testidir. Jinekolojik muayene sırasında rahim ağzından hücre

sürüntüsü alınır. Bu hücreler patoloji laboratuvarlarında incelenir.

İlk test 18 yaşında veya cinsel aktivite başladığında yapılmalıdır.Her yıl

düzenli olarak tekrarlanmalıdır.

Histerektomi ile rahmi ve rahim ağzı alınmış olan kadınlarda Pap smear testi

vajinal kanser konusunda fikir verir. Histerektomi öncesinde yapılmış Pap

smear test sonucu normal olmayan kadınlarda vajinal kanser için risk

faktörleri de göz önünde bulundurularak testin 2 yılda bir veya daha sık

tekrarlanması önerilir.

Bağışıklık sistemine ait bir bozukluğu olan, organ transplantasyonu yapılmış

veya kemoterapi görmüş kadınlarda Pap smear testi 6 ay ara ile

tekrarlanmalıdır.


 

Korunma nasıl sağlanır?


Rahim ağzı kanserinden korunmada en önemli basamaklardan biri cinsel temas

yolu ile geçen enfeksiyonların önlenmesidir. Cinsel aktivitesi başlayan her

kadın yılda bir kez muayene ve Pap smear testi yaptırmalıdır.

 

 

 

 

Endometrial Hiperplazi Ve

Kanser


 

Endometrial hiperplazi nedir?

 

Endometrial hiperplazi rahim içini döşeyen endometrial hücrelerin aşırı

büyümesidir. Perimenopoz (menopoz öncesi) ve menopoz dönemindeki kadınlarda

görülür. Östrojen fazlalığı ve progesteron azlığı endometrial hiperplaziye

neden olur. Bu durum progesteron içermeyen preparatlarla hormon replasman

tedavisi gören kadınlarda daha sık görülür. Ovulasyon (yumurtlama)

bozuklukları, polikistik over sendromu, şişmanlık, hiperandrojenizm (erkeklik

hormonlarının fazla salınması) endometrial hiperplaziye yol açar.

 

Vajinal kanama endometrial hiperplazinin en önemli bulgusudur. Menstrual

kanamanın fazla miktarda olması ve uzun sürmesinin yanında ara kanamalar da

sık görülür.

 

Endometrial hiperplazi tanısı endometrial biyopsi ile rahim içinden alınan

örneklerin patolojik incelemesi ile konur. Bu inceleme ile rahim kanseri ve

endometrial poliplerin tanısı da konabilir.Patolojik inceleme için örnek

bazen dilatasyon ve küretaj ile alınır, yeteri kadar endometrial doku

çıkartılırsa bu işlemle aynı zamanda endometrial hiperplazi tedavi

edilebilir.

 

 

Tanı ve Tedavide ne yapılır?


Endometrial biyopsi anormal vajinal kanamaların değerlendirilmesi için

yapılır, rahim içini döşeyen dokudan örnek alınır. Bu işlem ile elde edilen

hücrelerin patolojik incelemesi endometrial hiperplazi, endometrial kanser ve

endometrial polip  tanısında önemlidir. Genellikle lokal anestezi ile

yapılan bu işlemde rahim ağzından yönlendirilen bir küret veya pipel

aracılığı ile rahim içini döşeyen hücrelerden örnek alınır.

 

Anormal kanaması olan genç kadınlara birkaç ay hem ösrojen hem de progesteron

içeren doğum kontrol hapları almaları önerilir. Menopoz döneminde veya bu

döneme yaklaşmış kadınlarda ise progestinler kullanılır, bu tedaviden sonuç

alınamadığında histerektomi yapılır.

 

 

Korunma için ne yapılmalıdır?


Ovulasyon bozukluğu olan kadınlarda progestinlerin kullanılması endometrial

hiperplazi gelişme riskini azaltır. Hormon replasman tedavisi gören

kadınlarda tedaviye progesteron eklenmesi endometrial hiperplazi ve kanser

gelişme riskini azaltır.

 

 

 

Rahim Kanseri Nedir


Rahim kasları ve her ay menstrual kanama ile dökülen hücreleri içeren iki

ayrı tabakadan oluşur. Rahim kanseri, rahim içini döşeyen endometrial

hücrelerden geliştiğinden endometrial kanser olarak da adlandırılır.

 

Rahim kanseri, üreme organlarının kanserleri içinde en sık görülenidir. Elli

yaş üzerindeki kadınlarda görülen bu kanser genellikle menopoz döneminden

sonra ortaya çıkar.

 

Östrojen ve progesteron arasındaki dengenin bozulması endometrial kanser

gelişiminde önemli rol oynar. Endometrial hücreler uzun süre yüksek dozda

östrojene maruz kalırsa kontrolsüz olarak büyümeye başlar. Önce endometrial

hiperplazi ardından kanser gelişir. Progesteron ovulasyondan sonraki iki

hafta süresince salınır ve endometrial hücrelerin büyümesini engeller.

Ovulasyonun gerçekleşmediği olmayan kadınlarda endometrial hücreler fazla

büyür,hiperplazi ve kanser gelişir.

 


 

Rahim kanserinin gelişmesinde rol oynayan risk faktörleri;

ü      

Şişmanlık; böbreküstü bezlerinde üretilen hormonlar yağ dokularında

östrojene çevrilir bu durum şişman olan kadınlarda endometrial kanser gelişme

riskini arttırır.

ü      

Diabet ve

hipertansiyon; bu hastalıkların fazla kilolu kadınlarda görülmesinin yanında

diabet veya hipertansiyon problemi olan zayıf kadınlarda da endometrial

kanser daha fazla görülür.

ü      

Hiç çocuk

doğurmamış olmak; hiç çocuk doğurmamış kadınların yanında geç yaşta anne olan

kadınlarda da endometrial kanser daha sık görülür.

ü      

Menstrual

siklusların düzensiz olması; özellikle ovulasyonun gerçekleşmemesi

endometrial kanser gelişme olasılığını arttırır.

ü      

Menopoz

döneminde sadece östrojen içeren ilaçlar ile hormon replasman tedavisi

görülmesi; Sadece östrojen ile tedavi gören kadınlarda endometrial kanserin

daha sık geliştiği saptanmıştır.

ü      

Meme kanseri

tedavisi için Tamoksifen ile tedavi görmek; Tamoksifen meme kanseri nedeni

ile tedavi edilen kadınlarda kanserin tekrarlamasını engellemek için

kullanılır. Bu tedaviyi gören kadınlara yılda bir kez endometrial biyopsi

yapılması gerekir.

ü      

Genetik

faktörler rahim kanseri gelişmesinde pek rol oynamaz. Ancak şişmanlık,

hipertansiyon ve diabet genetik geçişli olduğundan bu hastalıkları olan

ailelerde endometrial kanserde fazla görülebilir.

 

Rahim kanseri nin bulguları;

Anormal vajinal kanama ve lekelenme rahim kanserinin en önemli bulgularıdır.

Ağrı nadir bir bulgudur. Rahim kanseri erken dönemlerinden itibaren bu

yakınmaya yol açtığı için erken teşhis ve tedavisi mümkündür.

 

 

Rahim kanseri nin tanısı ve evrelendirme;

Endometrial biyopsi ile alınan hücrelerin patolojik incelemesi sonrasında

rahim kanseri tanısı konur. Fazla kanaması olan, menopoz döneminde olan veya

tekrarlayan ve uzun süredir devam eden anormal kanaması olan ve rahmi büyümüş

olan kadınlardan dilatasyon ve küretaj yolu ile alınan hücrelerin incelenmesi

daha uygun olur. Bu yöntemle daha fazla hücre alınarak incelenebilir. Bu

işlem lokal veya genel anestezi altında uygulanabilir.


 

Rahim kanserinin  evreleri nelerdir?

Evre

1’de kanser sadece rahimdedir, bu evre tedavisi en kolay olan evredir.

Evre

2’de kanser rahim ve rahim ağzında görülür.

Evre

3’te kanser yumurtalıklar, rahmin etrafındaki dokular ve lenf nodlarına

yayılmaya başlamıştır.

Son

evre olan evre 4’te ise kanser metastaz yapmış yani vücudun diğer bölgelerine

yayılmıştır.

Tedavide ne yapılır?

Erken evrelerde teşhis edilen rahim kanserinin iyileşme şansı %95’tir.

Histerektomi (rahim alınması ameliyatı) sırasında yumurtalıkların ve tüplerin

de çıkartılması uygun olur. Rahim kanseri tedavisinde abdominal (karından)

histerektomi tercih edilen yöntemdir. Abdominal histerektomi sırasında cerrah

üreme organlarını değerlendirir ve tedaviyi planlar. Bazen histerektomi

sonrasında radyoterapi (ışın tedavisi) önerilir. Yayılmış olan kanserlerde

radyoterapi mutlaka yapılır. Radyoterapi ile amaçlanan vücutta kalmış

olabilecek kanser hücrelerinin öldürülerek kanserin tekrarlamasının

önlenmesidir. Radyoterapi genellikle 6 hafta sürer. Hastalarda yorgunluk ve

ishal gibi şikayetlere yol açabilir.

 

Rahim kanseri nedeni ile histerektomi yapılmış kadınlara östrojen replasman

tedavisi önerilmez. Son yıllarda histerektomi ile endometrial hücreler

çıkartıldığı için östrojen replasman tedavisinin uygulanabileceğini ve

güvenli olduğunu gösteren bazı çalışmalar olmasına rağmen bu uygulama ile

ilgili uzun süreli çalışmalara ihtiyaç vardır.

 


 

Korunma için ne yapılmalıdır?

Rahim kanserinden korunabilmek için normal kiloyu korumak, östrojen replasman

tedavisi sırasında progesteron kullanmak ve anormal vajinal kanama olduğunda

hemen doktora başvurarak düzenli jinekolojik kontroller yaptırmak gerekir.Rahim

kanseri aşısı yoktur. Rahim kanseri aşısı ile HPV enfeksiyonu için

geliştirilmiş rahim ağzı kanseri aşısı kast edilir.

 

 

 

Yumurtalık Kanseri


Yumurtalık kanseri herhangi bir belirti vermeden ileri evrelere ulaştığı için

jinekolojik kanserler içinde en çok korkulan kanserdir. Düzenli jinekolojik

muayene dışında erken tanıda kullanılabilecek bir yöntem yoktur. Yumurtalık

kanseri jinekolojik kanserlerin %25’ini oluşturur, 50-60 yaşları arasında ve

gebe kalmamış kişilerde daha sık görülür. Bazı ailelerde ise genetik

yatkınlık vardır.

 

Kadın genital kanserleri içinde erken teşhisi en zor

olan kanser türüdür. Oldukça geç bulgu verir. Erken dönem bulguları normalden

çok farklı değildir. Ultrasonografide bazen basit kistler ile

karıştırılabilir. Menopoz sonrası görülen kistler yada yumurtalıkların olması

gerekenden büyük olması over kanserini şüphelendirir. Doppler

ultrasonografide kitlenin damar yapısındaki özellikler, kanda bakılan bazı

tümör belirteçlerinin yüksek olması, ultrasonografide kist içerisinde

duvarlar bulunması yada kitlenin sıvı içermemesi tanıda yardımcıdır.

 

Bulgular nedir?

Karın ağrısı ve karın şişliğidir. Bu aşamada tümör 12- 15 cm boyundadır ve

karında sıvı birikimi vardır. Tümörün çevre organlara yaptığı bası nedeni ile

idrar yollarına ve mide-bağırsak sistemine bağlı yakınmalar ortaya çıkar.

Hormon salgılayan tümörlerde adet düzensizliği ve anormal kanama şikayetleri

de görülür.


 

Tanı ve Tedavide ne yapılır?

Jinekolojik muayene, laparoskopi, ultrason, doppler ultrason, tomografi,

manyetik rezonans gibi görüntüleme yöntemleri ve kandaki tümör

belirteçlerinden faydalanılır.

 

Tedavide cerrahi girişim en etkin tedavi yöntemidir. İlerlemiş evrelerde

cerrahi tedaviye radyoterapi ve kemoterapi de eklenir.Çoğunlukla ilk cerrahi

girişimin ardından hastalığın evresine göre 6 kür kemoterapi

uygulanır.Kemoterapinin etkinliği tedavi bitiminde yapılan ikinci cerrahi

girişim ile değerlendirilir.

1 Kasım 2011
Okunma
bosluk

Vajinismus nedir? Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Vajinismus nedir? Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Vajinusmus kadınların ilişkiye girme sırasındaki kendilerini kasmaları sonucu ilişkiye girememesidir. Daha çok okumuş kadınlarda görülen bu hastalık tedavisi mümkün olup; tedavisi için sitemizden yararlanabilirsiniz.

Vajinismus nedir?

Vajinismus (veya Vaginismus) son yıllarda artık kesin olarak tedavi edilebilmektedir !.. Hem de vajinismus tedavi süreleri eskiden olduğu gibi aylarca- yıllarca değil, yalnızca bir kaç gün içinde son bulmaktadır.

Kadında cinsel ilişkinin olduğu anatomik bölgeye “vajen (vajina)” adı verilmektedir.

Vajinismus ise; cinsel birleşme sırasında kadının vajen kaslarını (özellikle de “Pubococcygeus (PC) kaslarını”) , istemsiz bir şekilde kasması sonucunda cinsel birleşmenin olmaması veya çok zor olması durumudur.

Yalnız değilsiniz !…
Vajinismus tüm dünyada kadın doğumcular ve ruh sağlığı bilimcileri tarafından sıkça karşılaşılan bir cinsel sorundur. Ülkemizde ortalama olarak her 10 kadından 2′si eşi ile ilişkide sorun yaşamaktadır.

İstemsiz vajinal kasılmalar nasıl oluyor?
Vajinismus hastalarında kasılmalar sadece vajinal girişte değil, aynı zamanda karın, bel, sırt, bacak gibi vücudun başka bölgelerindeki kaslarda da görülebilmektedir. Böylelikle bu kişilerde cinsel ilişkiyi izleyen gün içinde vucutta yaygın olarak kas ağrıları görülebilmektedir. Kas ağrılarının yaygın olması vajinismus hastalığının şiddetli olduğunu gösterir.

Bazı hastalarda ise kasılmalar tüm vücuda yayılmaksızın yalnızca vajinada gerçekleşmekte ve cinsel ilişkiyi olanaksız kılmaktadır. Hatta bu vajinal kasılmaların çoğu hasta tarafından değil, kişinin eşi tarafından farkedilebilmektedir. Cinsel ilişkide vaginal kasılmalar ile karşılaşan eşler bu durumu adeta “vajina girişini kapatan bir duvar” gibi algılamaktadırlar.

Vucutta yaygın şekilde veya vajinada görülen tüm bu kasılmaların özelliği tamamen kadının kontrolünün dışında olmasıdır. Vajinanın girişindeki kaslar yanısıra tüm vücutta bu kasılmalar; endişe, korku ve adeta bir “panik atak benzeri” bir durum yaratır. Sonunda kadın ilişkiyi reddederek bacaklarını sıkıca kapatır, eşini iterek ilişkiyi sonlandırır.

Vajinismus belirtileri
Vajinismus hastalarının çoğu aylar veya yıllar süren evlilik sürelerine rağmen halen bakiredir. Çoğu zaman cinsel ilişkide ağrı olmasından çok “sanki ağrı olacakmış” gibi bir his vardır.

Cinsel birleşme anı (penetrasyon) geldiğinde kişiler “yırtılacakmış, canları çok acıyacakmış, çok kan akacak, hatta ölecekmiş” gibi hislere kapılarak kendilerini koruma iç güdüsü içinde kontrolsüz (refleks) olarak kasılmaktadırlar.

Vajinismus kendisini yalnızca cinsel ilişkiye girememe veya ilişki sırasında kasılma gibi belirtiler ile göstermez. Vajinismus belirtileri çok daha yaygındır.

Aslında vajinaya yapılan her türlü işlem vajinismus hastaları tarafından “itici ve sevimsiz” karşılanmaktadır.

Vajinismus belirtileri:
Cinsel ilişkinin ağrılı veya acılı bir şekilde gerçekleşmesi (disparoni). İstemsiz vajen kas kasılmaları bazen ilişkiyi olanaklı kılmakla birlikte ilişki sırasında acı ve ağrılara neden olabilir. Cinselliğin en büyük amacı haz duygusudur ve cinsel birliktelik hem kadın hem de erkek için haz içerir. Cinsel ilişkide acı hissedilmesi durumu vajinismus haricinde de bir takım cinsel sorunlara bağlı olabileceğinden öncelikle tanının konulması sonrasında da uygun tedavinin başlanması önerilmektedir.

Jinekolojik muayene olamama. Jinekolog muayene masası pek çok kadın için itici gelmekle birlikte, jinekolojik muayene sırasında kedının kendisini kasması da bir vajinismus belirtisi olabilir.

Vajinal tampon kullanamama.

Vajina içine fitil yerleştirememe.

Vajina içine parmak sokamama, genital bölgeye ayna ile bakamama.

Kişilerde görülen tüm bu bulgular vajinismus belirtileri arasındadır.

Diğer bir tabir ile vajinusmus sorunu olan kişilerde vajene herhangi bir şeyin girmesi mümkün değildir ve her türlü girişim çabası son derece rahatsızlık verici veya imkansızdır.

Vajinismus ne demektir?
İlişki sırasında vajinal kasların istemsiz ve refleks bir şekilde kasılmaları sonucunda ilişkinin tam olarak gerçekleşememesi durumuna vajnismus denmektedir.

Vajinismusun İngilizce’si “vaginismus” olarak geçmektedir.

Halkımız arasında söylenmesindeki zorluktan dolayı vajinusmus, vajunusmus, vajnusmus, vajnismus, vajinamus, vajinamüs, vaginusmus, vajınısmus, vajinimus, vajnimus, vajınumus, vajünüsmüs, vajinüsmüs gibi pek çok değişik şekillerde yanlış olarak telaffuz edilebilmektedir.

Konu ile ilgili olarak Vajinismus Hastalığı Nedir? (Vaginismus nedir?) bölümünü okuyabilirsiniz.

Cinsel birleşme vajinismus hastalarında neden olamıyor?
Kişilerin ani korkuya verdikleri ortak cevap koruma iç güdüleri ile kendilerini kasmalarıdır. Bir “cinsel fobi” olan vajinismusta da kadınlar cinsel ilişki sırasında kendilerini kontrolsüz bir şekilde kasmaktadırlar.

Vajinismus kadınlarında, geçmişte bilinçaltına atılan cinsellikle ilgili atılan olumsuz mesajlar, kişinin ilişki sırasında vucudun değişik bölgeleri ile birlikte vajinal kaslarını bir tepki ile istemsiz bir şekilde kasmasına neden olmaktadır.

Normalde ani korku sonucunda kendimizi kasmamız kendimizi etkene karşı koruma açısından bir işe yararken cinsel ilişkideki bu durum tam tersine işlemektedir. Yani ağrı beklentisi ile bir kadının kendini kasması penisin içeriye girmesini zorlaştırmakta ve gereksiz yere ağrı hissedlmesine neden olmaktadır.

Vajinayı kontrol eden kaslardan en çok bilineni “Pubokoksigeus kası (PC kası)” dır.

(Alttaki resim- A) Normal anatomik duruş hali B) Vajinismusta görülen Pubokoksigeus(PC) kasının kasılmasını göstermektedir.)

Şekilde de görüldüğü üzere istemsiz vajinal kasılmalar sonucunda cinsel ilişki imkansızlaşmaktadır ve her türlü vajinal girişim de ağrılıdır. İşte bu ağrı, vajen kasının belleğine yerleşerek her türlü girişimde vaginal kas kasılmasına neden olmaktadır. Böylelikle her denemede cinsel penetrasyon imkansız veya son derece ağrılı hale gelmektedir.

Ayrıca, her türlü ağrılı girişim de bu hafızanın güçlenmesine neden olmaktadır. Bu durum oluştuğunda da, her ne kadar kadın “eşimle cinsel ilişkiyi istiyorum” dese de, her denenen ilişkide erkek “kendini bir duvara çarpmış”, kadın da “kendi bedeni üstünde kontrolü tamamen kaybetmiş” gibi hissetmektedir.

Vajinismusun ileri derecelerinde kadın ilişki sırasında kocasını yanına bile yaklaştırmadan, iterek bacaklarını kapatmakta ve ağlamaklı bir şeklde ilişkiye engel olmaktadır. dır. Bu nedenle kişi ilişki sırasında ağrı hissedecek bir konuma dahi gelememektedir.

Vajina hakkında..
Halk arasında “hazne” olarak bilinen vajina aslında tıpkı diğer organlarımız gibi kendine göre fonksiyonları olan sıradan bir organ ve rahme kadar giden bir geçiş bölgesidir.

Vajina tıbbi literatürde vagina, vajen veya vaginal kanal olarak da geçmektedir.

Vajina çevresinde istemli çalışan PC kası ise hem üreme sistemin hem de üriner (işeme) sistemin çalışmasında anahtar bir rol oynamaktadır.

Vajinanın kadınlarda dört önemli görevi vardır:
İlişkinin gerçekleştiği kanaldır
Doğumun gerçekleştiği kanaldır
Adet kanalının geçtiği kanaldır
İdrar kanalının (üretra’nın) geçtiği kanaldır.

Vajınısmus probleminde cinsel ilişki sırasında PC kası, bilinçli bir düşünce olmaksızın istemsiz olarak çalışarak vajen girişini kapatmaktadır. Bu durum çiftler arasında “penisin içerideki bir duvara çarpması” gibi bir his oluşturmaktadır. Böylece ilişki deneyimi başarısızlıkla sonuçlanmaktadır. Her başarısızlık çiftlerde umutsuzluk ve karamsarıklara yol açmaktadır.

Vajinismus tedavi yöntemleri da zaten istemli olarak çalışan bu kasların, ilişki sırasında da denetim altına alınmasını ve kas belleğinin doğru bir şekilde oluşturulmasını amaçlamaktadır.

Vajinismus nedenleri

Vajinismusun nedenleri % 90 olasılıkla psikolojik kaygılara bağlıdır. % 10 ise organik (yani yapısal) nedenler rol oynamaktadır.

Organik (yapısal) vajinismus nedenleri arasında sıklıkla kızlık zarının kalın ve yüksek kenarlı olması, kızlık zarının diğer anormallikleri (ara bölmeli veya elek şeklinde kızlık zarı yapısı), vajina içindeki ara bölmeler, bartolin absesi, vulvar vestibulit sendrom, PID ve vajinitler yer almaktadır.

Tüm bu nedenlerle doğru tedaviye başlamadan önce yapılan bir jinekolojik muayenenin önemi büyüktür.

Vajinismus çok büyük sıklıkta bir bilinçaltı problemidir !…
Evet… Genellikle vajinismusa neden olarak geçmişte yaşanmış kötü cinsel tecrübeler veya bilinç altına yerleşmiş abartılı korkular vardır.

Vajinismusun psikolojik nedenleri:
Kızlık zarını korunması ile ilgili çocukluktan kalma mesajlar ve korkular
İç disiplinin fazlaca gelişmesi, korumacı aile düzeni
Cinsel travmalar (taciz, tecavüz, ensest, fiziksel şiddet, cinsel istismar, pornografik film izleyip tiksinme, anne babanın cinsel ilişkisine şahit olma gibi)
Hamile kalma korkusu yaşayanlar (Kürtaj veya doğum onlar için adeta bir kabustur)
Aşırı katı bir toplum düzeni içinde yaşama, katı ahlak kurallar ve tabular
Cinselliğin suçluluk, ayıp, günah gibi kavramlarla eşleştirilmesi, geleneksel aile düzeni
Ebeveynlarden birisinin baskıcı (otoriter) yaklaşımı
İlk gece ile ilgili yanlış, abartılı ve eksik bilgiler ve ön yargılar (ilk gecede ağrı, acı veya kanamanın çok olacağı yönündeki düşünceler)
Cinsel ilişki sırasında kilitlenme ve rezil olma korkusu
Vajinanın normalden dar ve küçük olduğu, penisin girmesinin imkansız olduğu düşüncesi bulunmaktadır.

Özellikle bizim gibi toplumlarda genç kızlara küçüklüklerinden beri öğretilen “kızlık zarının çok değerli ve korunması gereken bir yapı olduğu” düşünceleri ile bu konuda takınılan katı tutumlara maruz kalan kadınlar risk altındadırlar.

Ayrıca çocukluk döneminde yaşanan kötü tecrübe ve anılar da (taciz veya tecavüzler, ev içi şiddet, katı ebeveyn tutumları) de vajinismusa yol açabilir.

Daha önce hiç vajinismus problemi olmayanlarda yaşanmış kötü tecrübeler (doğum, düşük, kürtaj, hoyratça yapılan bir jinekolojik muayene gibi durumlar) sonucunda da vajinismus gelişebilir.

Bazan de çiftlerin cinsellikle ilgili bilgi eksiklikleri, ilk ilişki ile ilgili yanlış inanış ve önyargılar da beraberinde korku ve paniği getirerek vajinismusa yol açabilir.

Yine bazen, önceden tedavi olmuş olan kişilerde nüksler (problemin tekrarlaması) de oluşabilir.

Daha önce belirtildiği üzere çoğu zaman derinlerde (bilinçaltında) cinselliğe ve cinsel ilişkiye yönelik kaygı-korkular yatmaktadır ve PC kaslarının kasılması, kadını bu korktuğu durumdan koruyan bir savunma sistemi gibi gibidir.

Bilinç altındaki gereksiz korkuları yenmek için kadının ve erkeğin rahatlatılması, gevşemesi, heyecan ve korkuları yatıştıracak ruhsal bir ortam oluşturulması için uygun psikolojik destek sağlanmalıdır.
Bazı kadınlarda bu yukarıda sayılan nedenlerin hiç birisi de olmayabilir. (“Nedeni bilinmeyen veya belirlenemeyen vajinusmus”)

Neyse ki, vajinismus sorununu çözmek için altında yatan neden veya nedenleri bulmak şart değildir. Önemli olan “kas hafızasının yeniden oluşturulmasını” başarabilmektir.

Konu ile ilgili olarak Vajinismus Nedenleri bölümünü okumanızı öneririz.

Vaginismus için riskli altındaki bireyler kimlerdir?
Özellikle çocuksu, aileye bağımlı ve ruhsal organizasyonunu sağlıklı bir biçimde tamamlamamış genç kızlar risk grubunu oluşturur. Bu gruptan özellikle yüksek sosyo-ekonomik düzeye sahip kişilerde vaginismus probleminin ortaya çıkma olasılığı da artmaktadır. (Örneğin; Hera Klinik’te tedavi gören vajinismus hastalarımızın yaklaşık % 85′i en az lise mezunudur.)

Çocukluk çağından kalma korkuları yaşayan bireylerde bu rahatsızlığın oluşması kolaylaşır. Korkular, en çok kadının simgesel olarak zihninde aşırı büyüttüğü bir penis yüzünden çok acı çekme, parçalanma korkularıdır. Biz bu tür yanlış inanışlara “cinsel mit” adı vermekteyiz. Kişilerin bilinç altına yazılan bu tür yanlış ve abartılı düşünceler ileriki dönemlerde vajunusmus için bir zemin hazırlar.

İyi kız olma sendromu: Ailesi tarafından cinsel bilgiden tamamen yoksun bırakılan, hatta cinselliğin aile tarafından kötülendiği, kızlık zarının ise korunması gereken çok önemli bir bölge olduğu gibi mesajlar verilerek yetiştirilen genç kızların ilerleyen yaşamlarında vajinismus, cinsel isteksizlik, cinsel soğukluk, cinsel tiksinti ve orgazm olamama (anorgazmi) problemleri ortaya çıkmaktadır.

Bu şekilde çevrelerinden ve ailelerinden geleneksel kültürle yetiştirilen kızlarda gelişen bu probleme “iyi kız olma sendromu” denmektedir ve durum Türk toplumunda oldukça yaygındır.

İyi kız olma sendromu taşıyan kadınlarda cinsel ilişki adeta bir görev gibi ve yalnızca eşleri için gereklidir, yani cinsellik kendisinin zevk alacağı bir işlevden çok “eşini mutlu edecek bir görev” olarak algılanmaktadır. Ayrıca bu kadınlar kendi özel hayatlarında da son derece disiplinli, titiz, işkolik ve mükemmeliyetçi kişilik yapısındadırlar.

Aile yapısı; baskın ve disiplinli baba, pasif anne modeline sahip çocuklar da ileride vajinismus açısından risk altındadırlar.

Ayrıca kişide gebe kalma korkularının olması, kişinin çevresinde cinsel bakışın tutucu ve katı dini kurallara bağlı olması da diğer risk faktörleridir.

Erkeğin ya da kadının genital organlarının anatomik yapısındaki değişiklikler vaginismusa neden olur mu?
Bu konuyla ilgili bireylerin yanlış ön yargıları ve oluşturulmuş geçersiz tabuları bu durumu tetikleyebilir. Vaginismus, genital organların anatomik yapısından ilişkisiz bir şekilde ortaya çıkar.

“Benim vajinam çok küçük (veya çok dar) bu yüzden ilişkiye giremiyorum” diye bir kavram genelde yoktur. Çünkü vajina oldukça esnek bir yapıdır ve doğumda 3500-4000 gram ağırlığında, 50-52 cm uzunluğunda, 10 cm’lik baş çapına sahip bir bebek de aynı kanalın esnemesiyle rahatça çıkabilmektedir. Bu kadınların hiçbir yapısal anormallikleri olmamasına karşın böyle düşünmeleri de doğaldır.

Öncelikle bir jinekolojik muayene şarttır !…
Evet. Vajinismus haricinde ilişkiye girememe veya ağrılı ilişki nedenleri arasında Vulvar Vestibulitis, kalın ve yüksek kenarlı kızlık zarı, PID ve vajinal enfeksiyonlar gibi başka durumlar da vardır. Dolayısıyla vajinismus tedavisine başlamadan önce yapılacak bir jinekolojik muayene ile öncelikle doğru teşhis son derece önemlidir. Ancak bu şekilde en uygun tedavi yaklaşımı seçilecektir.

Vaginismus gebeliğe engel midir?
Vaginismus hastalarının pek çoğu tam bir cinsel birleşme olmasa da “sürtünme ve masturbasyon yolu” ile cinsel hazzı, hatta doyumu yaşayabilmektedirler.

Vaginismus yalnızca cinsel birleşmeye engeldir. Çok nadiren de olsa vajen ağzına dökülen spermlerin yüzme yeteneği sonucunda mucizevi bir şekilde gebelik oluşabilir.

Vajınusmus tedavi edilemezse de tedaviyle çocuk sahibi olunabilir mi?
Bu teorik olarak aşılama (IUI, inseminasyon) ve tüp bebek (ivf) tedavileri ile mümkün olmakla birlikte bu tür gebelik tedavileri gereksizdir. Çünkü vajinismus azimli, uygun şekilde tedavilere devam edildiği takdirde ve doğru kliniklerde %100 tedavisi mümkün olan bir cinsel problemdir.

Ayrıca evlilikteki tek amaç hamile kalıp çocuk doğurmak değildir. Aile birliğinin tamamlanması ve güzel bir şekilde devamlılığı sağlıklı bir cinsel paylaşımdan geçer.

Ayrılntılı bilgi için Vajinismus ve Hamilelik bölümünü okuyunuz.

Vajünismus türleri nelerdir?
Primer Vajinismus: Bir kez bile olsun cinsel ilişkinin gerçekleşememesidir.

Sekonder Vajinismus: Önceden sağlıklı şekilde ilişki mümkün iken yaşanmış bir cinsel veya genital travma sonrası (olaylı bir doğum, düşük, kürtaj, hoyratça yapılan bir jinekolojik muayene, taciz veya tecavüze maruz kalma gibi) gelişen vajinismus durumudur.

Aparoni: Bir takım fiziksel nedenlerden dolayı, bireyin cinsel ilişkiye girememesidir. Vajinismus da bir tür aparonidır.

Disparoni: Cinsel ilişki sırasında “ağrı, acı hissetmek” dir. Bazen sekonder vajinismusun altında yatan neden de disparoni olabilmektedir.

Eğer cinsel ilişki sırasında ağrı, acı, yanma veya batma hissediyorsanız her zaman için neden vajinismus olmayabilir. Disparoninin her zaman için % 100 tedavisi mümkündür.

Disparoni ile ilgili bilgiler için tıklayınız >>>

Vulvar Vestibulitis Sendrom: “Vulvar vestibuitis” veya “vulvodinia” olarak da bilinen bu durum, kızlık zarının alt kısmında aşırı derece duyarlılık oluşu sonucunda vajinismus, disparoni, anorgazmi (orgazm olamama) ve cinsel isteksizlik gibi şikayetlerin ortaya çıkması ile ilgili bir sendromdur.

Vestibulit sendromda teşhis hastanın ifadesindeki ilişkinin ağrılı oluşu veya hiç olmaması sonrasında, yapılan bir jinekolojik muayenede bu bölgenin dokunmakla hassaslığı ve kızarık oluşu ile kolaylıkla konulabilmektedir. Kesin nedeni henüz bilinmemektedir.

Vestibulit sendromun tedavisinde basit bir cerrahi operasyon ile bu bölgenin (vestibulm) çıkarılması problemi tamamen ortadan kaldırabilir.

Cinsel soğukluk ile vajinüsmüs arasında ne fark vardır?

Cinsel soğuklukta da ayıp, pis ve günah duygusunun öneminin olmasına karşın, temel sorun cinsel ilişkiden zevk almamak biçiminde kendini gösterir. Oysa ki vaginismusta başlangıçta cinsel ilişkiye girmede isteksizlik yoktur, ancak ilişki sırasında zarar görme duygusu ön plandadır.

Vaginismusdan şikayetçi olan bir kadında; cinsel arzu ve vajende ıslanma mevcuttur, ancak istense de ilişki başarılamaz.

Vaginismuslu kadınların çoğu hiçbir zaman ilişkiye girememiştir, yani halen bakiredir. Bununla birlikte bazı kadınlarda da daha önce cinsel ilişki başarılmışken sonradan olan bir ilişkiye girememe durumu söz konusu olabilir.

Cinsel istek azalmaları ile ilgili ayrıntılı bilgiler >>>

Vajinismus Tedavisi
Hera Klinik’teki vajinismus tedavisi tamamen bilimsel vajinismus tedavi yöntemlerinden oluşmaktadır. Cinsel tedavi sonrasında hastalarımızda görülen iyileşme de ömür boyu kalıcıdır.

Vajinismus sorunu olan, eşiyle veya yalnız olarak kliniğimize randevu alıp gelen hastaların ilk olarak şikayetleri dinlenir, daha sonra vajinismus problemlerinin derecelendirilmesi yapılır ve durum hakkında hastalar bilgilendirilir.

Vajinusmus derecelendirmesi, vajinismus hastaları için yalnızca görsel olarak kasılmalarının şiddetini değerlendirmek amacıyla yapılır ve kesinlikle ağrısızdır. Hastalar tüm tadavileri boyunca hiç bir zaman ağrı, acı gibi duygularla karşılaşmayacaklardır.

Yalnızca 45 saniye süren bu basit değerlendirme ile olaya neden olabilecek herhangi bir anatomik problemin olup olmadığı ve vajinismusun derecesi saptanır.

% 90′u psikolojik kökenli olan vajinismus sorununda anatomik engeller ancak % 10′unu içermektedir. Bu nedenle vajinismus hastalarının ilk olarak mutlaka bir jinekolog tarafından değerlendirilmesi şarttır.

Vajinismus tedavisinde “bilişsel ve davranışçı cinsel terapiler” ile de başarılı sonuçlar alınabilmektedir. Bu terapilerin bir kısmına dileyen eşler de dahil olabilirler.

Hera Vajinismus Klinik’te cinsel tedavi gören hastalarımıza İlk etapta cinsel ilişki, kızlık zarı, vajina, ilk gece ve genital (cinsel) anatomi ile ilgili ayrıntılı bilgiler verilmektedir.

Bazı maketler üzerinden cinsel anatomi, anatomik organlar anlatılmakta, gebelik, adet görme gibi fizyolojik işlevler konularında çiftler bilgilendirilmektedir. Bilişsel terapi sürecinden geçen hastaların uyguladıkları bir takım egzersizler (Vajinismus egzersizleri) tedavileri hızlandırmaktadır.

Yine vajinismus hastalarına verdiğimiz cinsel eğitim içerikli CD ve DVD ler ile öğrenme pekiştirilmektedir.

Davranışçı cinsel terapilerdeki amaç ise “çatı kaslarını gevşetme egzersizleri”nin hastalara öğretilip uygulanmasıdır.

Vajinismus Klinik’te verilen tüm egzersizler aşama aşama gider, son derece basit ve ağrısızdır. Bir kaç seanstan sonra bile vajinal kasılmaların pek çoğu geçmekte ve kişilerin kendilerine olan güvenleri artmaktadır.

Pek çok merkezde uygulanılan, hastalar tarafından yapılmasında zorlanılan ve itici gelen PARMAK EGZERSİZLERİ KLİNİĞİMİZDE YOKTUR. Bu konuda içiniz rahat olsun!..

Zaten “in vivo duyarsızlaştırma (desensitizasyon)” olarak da bilinen parmak egzersizleri ile çalışmalar günümüzde modern cinsel tedavi yöntemlerinin arasında bulunmamaktadır. Çünkü günümüzde artık çok daha modern ve kolay uygulanabilir davranışsal terapi yöntemleri mevcuttur.

Kısa zamanda iyice gevşemesini öğrenen kişilerde bu uygulamalar ve vajinismus egzersizleri son derece kolay tolere edilmektedir. Ancak tam olarak gevşemesi olmayan kadınlarda hipnoterapi ile gevşeme ve rahatlama sağlandıktan sonra bu çalışmalara geçilmektedir.

Hipnoz (hipnoterapi) ise son yıllarda vajinismus tedavisinde başarı şansını arttıran önemli bir tedavi yöntemidir. Hipnoterapi sertifika sahibi ve bu konuda eğitim almış hekimler tarafından uygulanmalıdır.

Vajinismus Tedavi Methodları ve Tedavi Süreci
Hera Klinik’te vajinismus tedavi süresi hastalığın şiddetine göre 1-2 seanstan 6-8 seansa kadar değişebilir. Kliniğimizde vajinismus tedavisi süresi ortalama 3-4 gündür. Bu süreç ortalama 1 ile 7 gün arasında değişebilir.

Vajinismusta Ankara’daki kliniğimizdeki tedaviler genelde gün aşırı veya her gün uygulanabilmektedir. Bazan ise hastaların kendi gelme durumlarına göre yalnızca hafta sonlarına randevuler verilmekte ve hafta içi günlerde kendi evlerinde ev ödevlerini uygulamaları istenmektedir.

Tedavilere eşlerin katılması zorunlu değildir. Ancak arzu eden erkekler tedavi süresince eşlerinin yanlarında olabilirler.

Vajinismus ailesel bir problemdir; yani kadının ve erkeğin ortak bir sorunudur. Bu nedenle hiç bir taraf diğerini suçlamamalı veya bu konuda anlayışsız olmamalıdır. Erkek partnerlerin eşlerini desteklemesi, rahatlatması tedavi sürecini hızlandıran ve başarıyı arttıran en önemli faktörlerden birisidir.

Kişiye uygun ve bilimsel tedavi yöntemlerinin doğru bir şekilde uygulanması ile Vajinismus Ankara’daki kliniğimizde tedavi gören vajinismus hastalarımızdaki başarı oranımız % 100′dür..

Tedavilerde başarı şansını arttıran en önemli faktörler; kişilerin seanslar sırasında kendilerine verilen ev ödevlerini uygun bir şekilde uygulamaları ve sonuna kadar kendilerine ve tedaviye inançlarını devam ettirmeleridir.

Vajinismus tedavisi ile ilgili ayrıntılar >>>

Cinsel terapilerde başarı için en önemli unsur “güven”dir…
Kadın Hastalıkları ve doğum kliniklerinde jinekolog hekime güven çok önemlidir; tedavi başarısını ve sürecini son derece etkilemektedir.

Eğer cinsel terapi alıyorsanız güven unsuru çok daha önemli bir hal kazanmaktadır. Güven içindeki üç önemli kriter: kendinize, tedaviye ve tedaviyi veren hekime olan güvendir.

Tedavi için bize başvurmanız bile yolun yarısıdır…
Vajinismus gibi kimseye anlatamadığınız ve paylaşamadığınız bu sorun hakkında çektiğiniz sıkıntıları tahmin edebiliyoruz. Ancak unutmayınız ki yalnızca tedavi için karar verip randevu alarak kliniğimize gelmeniz bile çok önemli bir adımdır ve çözümün % 50′sidir.

Sürekli ertelenen ve kaçınılan bu sorunun tek çözümü karar vererek bir an önce harekete geçmekten geçer.

31 Ekim 2011
Okunma
bosluk

Varikosel Nedir? Belirtileri Nelerdir? Tedavi Yöntemi

Varikosel Nedir? Belirtileri Nelerdir? Tedavi Yöntemi

Varikosel Nasıl Bir Hastalıktır?
Varikosel ergenlik çağında görülmeye başlayan ve  erkeklerin %15 inde görülen kısırlık tedavisi için başvuranların %40 da görülen toplar damar hastalığıdır. Varikosel tedavisi çok zor olmayan bir hastalık olup tüm hastalıklar gibi erken teşhis çok önemlidir.


Varikosel, testisi çepeçevre saran toplayıcı damarların (venöz yapı) genişlemesi ile oluşan ve doğuştan bir damar anomalisidir. Yaşla birlikte ilerleyerek sperm yapım bozukluğuna neden olabilir.

KURUMSALHABERLER , 16.04.2007 — Varikosel, testisi çepeçevre saran toplayıcı damarların (venöz yapı) genişlemesi ile oluşan ve doğuştan bir damar anomalisidir. Yaşla birlikte ilerleyerek sperm yapım bozukluğuna neden olabilir. Görülme sıklığı toplumda %16–25 olup 20–30 yaş grubunda en fazladır. Çok ilerlemiş olgularda testis boyutlarında azalma ve testosteron yapımında bozukluklara neden olabilir. Bazı erkeklerde sperm yapım bozukluğu dışında testiste veya kasık bölgesinde ağrı olabilir. Çalışmalarda kısırlık (infertilite) şikâyeti ile başvuran erkeklerin %35-40′ında varikosel tespit edilmiştir.

%98 sol tarafta ve %2 ise her iki tarafta görülür. Solda sık görülmesine soldaki toplardamarın boşaldığı yerde ana damara dik açı yapması, sol testis toplardamarının daha uzun oluşu, sağ testisin biraz daha aşağıda ve daha sarkık oluşu, soldaki toplardamarın içerisinde kanı ileri pompalayacak kapakçıkların daha az ve yetersiz oluşu, soldaki damarda basıncın daha fazla olup kanı ileri sevk edemeyişi gibi faktörler sebep olarak düşünülmektedir.

Artmış damar yapısı ve kanlanma, testisin fonksiyonlarını ısı artışına neden olarak, dokunu oksijenlenmesindeki bozulma yapar ve böbrek ve böbrek üstü bezlerinden gelen zararlı atıkların birikmesine yol açarak bozar.

Üretilen spermler üzerinde de hareketliliğin bozulması, sperm sayısının azalması ve sperm yapısının bozulmasına neden olur. Bu etkiler ile spermiogramda çoğunlukla sperm sayısında azalma, yapısal bozukluklar ve hareket bozukluğuna yol açar. Bu arada testosteron hormonu salınımında rol oynayan testisteki Leydig hücrelerinin sayısal artışına rağmen fonksiyonel olarak testosteronda azalma görülür.

Belirtileri
Vakaların çoğu belirti vermez. Başka bir hastalığa bakılırken tesadüfen gözükür. Belirti veren varikosel de ağrı olabilir. Testiste çekilme hissi vardır. Özellikle ayakta dururken ve sıcakta damarlar belirginleşir ve el ile bir sicim gibi his edilir. Bazen hastalar testislerinde gördükleri veya ayakta iken ellerine gelen genişlemiş damarlar sebebi ile doktora gelirler. Doktor tarafından yapılacak elle muayene ile genellikle tanı konur. Bazen Doppler ultrasonografi gerekebilir. Bütün varikoselli hastalara 3 günlük cinsel perhizden sonra sperm tahlili (spermiogram) yapılıp sperm sayısı, hareketliliği ve şekilleri araştırılmalıdır. Hastaların yaklaşık %70 inde sperm yoğunluğu ve hareketliliği azalmış, şekilleri bozulmuştur. Bu hastalarda yüksek oranda kısırlık görülür. Kısırlık şikâyeti olan varikoselli erkeklerde, çok yoğun ağrı şikâyeti olanlarda ve testislerinden biri diğerine göre anlamlı küçülme göstermiş varikoselli erkeklerde cerrahi tedavi önerilir. Tedaviye geçmek için varikoselin mutlaka sperm değerlerini bozmuş olması gerekir. Varikosel bekâr erkeklerde sperm değerlerinde bozulma var ise tedavi yapılmalıdır. Eğer erkek adolesan çağda, yani henüz ergenliğe gelmemiş ise ve sperm veremiyorsa bu durumda testiste küçülme olup olmadığına bakılır. O taraf testisi %10’dan fazla volüm kaybetmiş ise yine ameliyat önerilir.

Teşhis
Teşhiste en önemli tanı yöntemi fizik muayenedir. Testise giden kord adı verilen damar ve sinir yapısının elle muayenesinde teşhis konulur. Muayenede öksürtme veya ıkındırma ile karın içi basıncı arttırılarak genişlemiş damar yapısının tanınması amaçlanır. Sadece ıkınma yoluyla hissedilen varikosel Grade 1, ayakta muayenede ıkınmadan hissedilen Grade 2 ve dışarıdan görülür düzeyde damar yapısının olduğu varikosel Grade 3 olarak adlandırılır. Doppler ultrason ile varikosel araştırması muayenede tam olarak algılanamayan olgularda ayırıcı tanı olarak istenebilir. Amerikan Üroloji Derneğinin 2002 yılındaki toplantısında yalnız ultrason ile tespit edilen varikoselin klinik açıdan bir anlamı olmadığı ve operasyona gerek olmadığı bildirilmiştir.

Varikoselin Tedavisi Ameliyattır
Hasta evli çocuk sahibi ve bir şikâyeti yoksa takip edilir. Fakat ağrı varsa sperm hücresi incelemesinde (Spermiogram) sayı ve kalite düşükse veya testis boyutunda küçülme oluşuyorsa ameliyat gereklidir. Ameliyatı kasık bölgesinden yapılan küçük bir kesi ile gerçekleşir. Testisi drene eden venler bağlanır. Basit bir ameliyattır ve genellikle hastane de yatmayı gerektirmez. Yaklaşık 30–60 dk. sürer. Ameliyattan 3 ay sonra sperm üretiminde düzelme görülmeye başlar. Sperm tetkiki ameliyattan sonraki 3–6. ayda yapılmalıdır. Sperm üretimindeki düzelme ameliyat olan hastaların %50–80’inde görülür. Gebelik üzerindeki etkisi de yüzde 20–69 civarında artmaktadır.

29 Ekim 2011
Okunma
bosluk
 Son Yazılar FriendFeed
reklam
reklam
reklam
reklam

Sayyacım