Adet Kanaması Nedir? Adet Nedir?

Adet Kanaması Nedir? Adet Nedir?

Sizlere sitemizde adet kanaması ile ilgili herşeyi maddeler halinde sizlere sunuyoruz.
Ergenlik döneminde beyinden gelen uyarılar, yumurtalıklardan östrojen ve progesteron adı verilen hormonların salınmasını sağlar.
Adet siklusu bu hormonlar tarafından düzenlenir. Kız çocukları doğduğunda yumurtalıklarında 400.000 civarında yumurta vardır.

Doğumdan ergenlik dönemine dek geçen sürede yumurtaların bir kısmı dejenere olur. Ergenlik ile birlikte her ay bir yumurta olgunlaşarak atılır. İlk adet kanamasına menarş denir. Adet kanaması 9-16 yaşları arasında başlar.

1–14.Gün; Bu günler siklusun östrojen fazı olarak da adlandırılır. Adet kanamasının başladığı ilk gün östrojen en düşük düzeydedir. Hipofiz bezine gönderilen sinyaller ile FSH adı verilen hormon salınır, bu hormon yumurtalıklardan östrojen üretimini uyarır. www.kadinca.net

15–28. Gün; Adet siklusunun ikinci yarısında yumurtalıklardan progesteron adı verilen hormon salınır. Progesteronun etkisi ile rahmin iç tabakası kalınlaşarak gebeliğe hazırlanır.

1. Gün: Adet kanaması başlar. Miktarı önemli olmamakla birlikte kanamanın başladığı ilk gün siklusun 1. günü olarak sayılır. Kanama genellikle 28 günde bir görülür. Bu dönemde yumurtalıklardan salınan yumurta döllenmediği taktirde rahmin iç tabakası ile beraber atılır. Adet kanamasının başladığı ilk gün sancılı geçebilir.

2– 5. Gün: Kanama giderek azalır.

6. Gün: Kanama durur, bu arada yumurtalıktaki folikül adı verilen kese içinde bulunan yumurta büyümeye devam eder.

7–12. Gün: Yumurtayı içinde bulunduran kesecik büyür ve östrojen üretimi devam eder. Rahmin iç tabakası giderek kalınlaşır.

13–14.Gün: Ovulasyon (yumurtlama), olgunluğa erişen yumurtanın yumurtalıklardan salınmasıdır. Bu dönemde cinsel ilişkide bulunulursa gebelik gerçekleşebilir. Yumurtlamanın gerçekleştiği günlerde karnın alt kısmında ve kasıklarda hafif ağrı olabilir. Çok az kanamanın da görülebildiği bu günlerde vücut ısısı artar.

15–18.Gün: Yumurtalıklardan salınan yumurta tüpler aracılığı ile rahme gelir. Bu arada östrojen düzeyi düşmeye başlar ve yumurtalıklardan progesteron adı verilen hormon salınır.

19–20.Gün: Rahim gebeliğe hazırdır. Progesteron endometrium adı verilen rahmin iç tabakasının kalınlığını arttırır. Premenstrual sendroma da neden olan bu hormon duygusal değişikliklere ve ciltte bozukluklara neden olur.

21–28.Gün: Progesteron ve östrojen yüksekliği devam eder. Bunlar göğüslerde ağrı ve hassasiyete, vücutta şişliğe, belli gıdalara karşı aşırı istek duyulmasına neden olur. Tuzlu gıdalar yendiğinde şişlik artar. Yumurta döllenmediği zaman gebelik oluşmaz, progesteron ve östrojen düzeyi azalır ve adet kanaması başlar.

7 Şubat 2012
Okunma
bosluk

Adet Zamanı Kokusu, Adet Kokusu

Adet Zamanı Kokusu, Adet Kokusu

Sizlere sitemizde adet döneminde bayanların daha dikkatli olması gerekir ve adet dönemi zamanlarında rahatsız edici koku meydana gelmemesi hakkında bilmeniz gerekenleri sunuyoruz.
Adet döneminin yaklaştığını gösteren belirtilerin kolayca fark edilebilmesine karşın, günümüzde birçok genç kız ilk âdet deneyimini hazırlıksız yaşamakta, güvensizlik ve utanç duymaktadır.

Her genç kız adet kanamasının mik­tarının ortalama 40-50 mi, en fazla 100 mi olduğunu bilmelidir. Olguların yüz­de 10′unda bu miktar 100 ml’nin üstüne çıkar. Kanın 3/4′ü ilk iki günde dışarı akar. Âdet kanı sürekli akmaz, dölyatağından damlalar halinde gelir ve bazen birkaç saat boyunca hiç kanama olmaz.

Genç kız ilk kanamadan başlayarak dikkatle takvim tutmayı öğrenmelidir. Bu takvim âdet çevriminin aylar içinde­ki gelişimini gösterecek ve hem kendi­si, hem de hekimi için yararlı olacaktır.
Günümüzde âdet kanaması sırasında kullanılabilecek petler ve tamponlar git­tikçe kusursuzlaşmaktadır.

• Petler: Modern petler, ilk örnekleri­nin tersine çok emici ve rahattır.

Petin alt yüzündeki yapışkan bant külota iyice yerleşmesini sağlar ve kay­masını önler.
Petlerin çöpe atılması da genç kızla­rın dikkat etmesi gereken bir konudur. Okuldaki 12-13 yaşındaki kızların en az 1/5′i âdet gördüğünden bu konuda eği­tilmeleri gerekir. Kullanılmış petlerin atılması için tuvaletlerin içinde çöp ku­tusu bulunmalı, genç kızlar petleri kü­çük bir torbaya koyarak atmayı öğren­melidir.

Petler dölyolunun dar ağzını kirletir. Yanlış yerleştirilirse cinsel organın dış yüzü ve bu bölgedeki tüylerin büyük bir bölümü kirlenecektir. Bu bölgede bulu­nan bakteriler âdet kanının bozunmasına ve özel bir kötü koku oluşmasına yol açar. Ergenlik çağındaki genç kızdan hemen her zaman ağır bir vücut kokusu yayılır; titizlikle temizlenmeyi öğren­meyen genç kızın kendisi ve çevresin­dekiler âdet kanaması sırasında rahatsız olabilir.

Bunu önlemek için nötr pH’li sabun ya da Özel temizleyicilerle sık sık yı­kanma Önerilir.
Dölyolunun içinin yıkanması hem gereksizdir, hem de tehlikeli olabilir. Normal dölyolu bakterileri cinsel ol­gunlaşma çağında, duru suya bile du­yarlıdır ve dezenfektanlarla tümüyle or­tadan kalkabilir. Bu durumda dölyolu bölgesinin normal dengesi ve dölyolunu dışarıdan gelecek bakterilerden koruya­cak ortam bozulur. Oysa dölyolunun normal asit dengesi dışarıdan gelecek etkilerle bozulmazsa, dölyolu salgısı
hastalık yaratabilecek bakterileri zarar­sız hale getirebilir.

• Tamponlar: Bazı genç kızlar temiz­liği ve kolaylığı nedeniyle dölyolunun içine konan tamponları yeğler. Tampon Özel işlem görmüş ve kolay uygulan­ması için sıkıştırılmış silindir biçimli bir pamuktan oluşur. Yerleştirildikten sonra genişler ve açılır; emme kapasite­si ölçüsünde de. âdet kanını emerek ak­masını önler. Dölyolunun değişik yaş­lardaki genişliği ve esnekliğine göre farklı boylarda tamponlar vardır.

Normal olarak tamponu yerleştirir­ken kızlık zarı bir engel oluşturmaz. Ergenlik dönemine geçişte kandaki östrojen düzeyinin artmasıyla kızlık zarı esnekleşir ve yırtılmadan 2,5 cm kadar genişleyebilir.

Pamuk tamponlar âdetin ilk günle­rinde 4-6 saatte bir değiştirilmelidir; kanama azalınca bu süre 12-14 saate çıkabilir. Değiştirme sıklığı kanamanın şiddetine bağlıdır. Genç kız âdet kana­masının gidişini izleyerek kısa zaman­da tamponun kaçıncı günde kaç saatte bir değiştirilmesi gerektiğini belirleye­bilir. Tamponun çok sık değiştirilmesi önerilmez. Çıkarıldığında büyük bölü­mü kuruysa dölyolunun ağzının sürtün­meyle tahriş olmasına yol açabilir. Bu da yanlışlıkla dölyolu iltihabı sanılabilir. Bazen “unutulmuş tamponlar”dan söz edilir. Aslında yıkanırken tampo­nun varlığının fark edilmesi gerekir; o boyutta bir cismin dölyolunun içinde kaybolması olanaksızdır. Böyle bir ola­sılık yalnızca cinsel birleşme sırasında ortaya çıkabilir. Bu arada tamponun döllenmeyi önleyici bir etkisi olmadığı da unutulmamalıdır. Pamuk tampon dölyolunda 36- 48 saat kalırsa istenme­yen etkilere yol açar. Bu süreden sonra 4-5 gün içinde çıkarılmazsa dölyolu duvarında değdiği bölgelerde iltihaba ve kötü kokulu akıntılara neden olabi­lir. Bu durum tampon çıkarıldıktan kısa süre sonra düzelir.

Tampon kullanırken görülmeyen, ama pet kullanırken bazen karşılaşılan “kan pıhtıları” genç kızlarda soru uyan­dırabilir. Bu pıhtıların nereden geldiği ve kanın çıkmasına engel olup olmayacağı sorulabilir. Gerçekte bunlar kan pıhtısı değil, dölyolu salgısının bileşi­mindeki mukus ve başka maddelerde biriken alyuvarlardır. Tampon kullanıl­dığında âdet kanı dolyatağından çıkar çıkmaz emildiğinden dölyolunda alyu­var birikmesi görülmez.

7 Şubat 2012
Okunma
bosluk

İkinci Çocukta Yaş Sınırı 35 Mi?

İkinci Çocukta Yaş Sınırı 35 Mi?

Sizlere sitemizde neden ikinci çocuğu yapmanız için 35 yaşınızı beklememeniz gerektiği hakkında bilmeniz gerekenleri sunuyoruz.
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Hakan Şatıroğlu, düzenli ve korunmasız cinsel birliktelik yaşayan bir çiftin bir yıl sonunda gebeliğe ulaşamamasına ”primer infertilite” (birincil kısırlık), daha önce bir bebeğe sahip olmalarına rağmen ikinci gebeliğin gerçekleşmemesine ise ”sekonder infertilite” (ikincil kısırlık) adı verildiğini söyledi.

Sekonder infertilitenin en başta gelen sebebinin, hem erkek hem de kadında ilerleyen yaş durumu olduğunu bildiren Şatıroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: ”İnsanoğlunu işleyen bir mekanizma olarak ele alırsak, bu mekanizmada zaman içinde bazı aksamalar, bozukluklar oluşması doğaldır. Her makinenin bir miadı, arıza yapmadan düzgün bir çalışma süresi olduğu gibi insan üreme sisteminde de zamanla aksamalar meydana gelebilir. Sekonder infertilite, çoğu zaman kadının yumurtalık rezervine bağlı olarak ya da erkeğin sperm sayısı ve kalitesindeki bozulmadan dolayı meydana gelir.”

İlk çocuğa sahip olan çiftlerin genellikle ikinciyi yapmakta aceleci davranmadığını kaydeden Şatıroğlu, birincil kısırlıkta olduğu gibi, ikincil kısırlıkta da bir yıllık korunmasız cinsel birliktelik sonucunda bir gebeliğin oluşmaması durumunun söz konusu olduğunu bildirdi. Toplumda ”Kısırlığın çoğunlukla kadına bağlı sebeplerden oluştuğu” gibi yanlış bir ön yargının olduğuna işaret eden Şatıroğlu, erkek kaynaklı infertilite yüzdesinin hiç de hafife alınacak boyutlar olmadığını vurguladı.

Özellikle yaşa, strese ve sigara kullanımına bağlı olarak sperm sayısı ve kalitesinde ciddi düşüşler yaşandığını belirten Şatıroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: ”Bazen en başından beri bu tür bir soruna sahip erkek tesadüfen bebek sahibi olabiliyor. Fakat ikinci bebek isteği gündeme geldiğinde aradan geçen zamanla birlikte spermlerin durumu daha da kötüleştiği için doğal yollarla çocuk sahibi olmak zorlaşıyor. Aynı durum kadın için de söz konusu olabiliyor. Kadınlar belli bir yumurtalık rezervine sahiptir. İşte bu yumurtalık rezervi kimi zaman vaktinden önce tükenir ve kadın doğurganlık özelliğini kaybeder. Bunun dışında kadının üreme organlarında meydana gelebilecek aksaklıklar da gebeliğe engel teşkil edebilir.”

Bunların başında, ”endometrium” denilen rahim içi dokusunun rahim dışında konumlanmasıyla meydana gelen bir rahatsızlık olan ”endometriozis”in geldiğini bildiren Şatıroğlu, şu bilgileri aktardı: ”Endometriozis, kadının yumurta kalitesinin bozulmasına sebep olabildiği gibi, tüpleri tıkayarak gebeliğe de engel olabilmektedir. Aynı şekilde yumurtalıklarda oluşan çeşitli kistik yapılar, rahimde oluşan polip ya da miyomlar da gebeliği engellemektedir. Bir diğer sebep ise kadında oluşabilecek tiroit bezi rahatsızlıklarıdır. Tiroit hormonundaki düzensizlik gebe kalmayı engellediği gibi oluşan gebelikte de düşük ihtimalini yükseltmekte ve risk oluşturmaktadır.”

Birincil ve ikincil kısırlık belirtilerinin benzeştiğini, ancak ikincil kısırlığın en büyük tetikleyicisinin ilerleyen yaş olduğunu belirten Şatıroğlu, ”35 yaş üstü anne adaylarında yumurtalık rezervi belli bir düşüşe geçtiği için ikinci bir çocuk isteği olan çiftlerin ellerini çabuk tutmasında fayda vardır. Doğal yollarla ikinci çocuklarına sahip olamayan çiftler için durum, birincil kısırlık teşhisiyle tedavi gören çiftlerden çok farklı olmayacaktır. Annede yumurta, babada da sağlıklı sperm bulunduğu sürece yine yumurtlama tedavisinden tüp bebek tedavisine kadar uzanan çeşitli tedavi seçenekleriyle çocuk sahibi olmalarına çalışılır” diye konuştu.

31 Ocak 2012
Okunma
bosluk

Mastürbasyon nedir, nasıl yapılır, faydalı mı zaralı mı?

Mastürbasyon nedir, nasıl yapılır, faydalı mı zaralı mı?

Günümüzde özellikle bekar erkeklerin başvurduğu azımsanmayacak da bayanların başvurduğu mastürbasyon hakkında bilmeniz gerekenleri sitemizde sizlere sunuyoruz.
Masturbasyon kelimesi latince ˊˊmasturbare=(elle bozmak )ˊˊ fiilinden türemiştir.
Günümüzde kullanımı; kişinin (kadın veya erkek) kendi kendine cinsellik yaşaması veya cinsel doyuma ulaştırması için yaptığı eyleme denir. Daha modernize bir açıklama ile ; bir cinsel tepki üreten istemli kendi kendine uyarım olarak tanımlanabilir.
Masturbasyon hayal gücünün veya fantazinin sonsuz kullanımı ile gerçekleşir,kişi bu sırada kendisini ve karşıdakini dilediği gibi düşünür ve sonsuz bir güce sahip olur, bu yüzden de hiç bir cinsel eylem bu sınırsızlıkta ve mükemmellikte gerçekleşmez. Bu da ilk cinsel eylemlerde bazen hayal kırıklığı yaratabilir. Ama hiç bir düşünce de tensel dokunmanın veya hissetmenin vede sevginin yerinide tutamaz.
Masturbasyon zararlımıdır ? Eğer kişinin sosyal yaşantısını ,normal seksüel ilişkilerini bozacak düzeyde değil ise zararsızdır.
Kişi eğer bir seksüel partneri varsa o olmadığı zamanlarda masturbasyon yapabilir ama bunun sayısı ve sıklığı partnerine olan arzusunu etkilemeyecek şekilde olmalıdır.
Eğer kişinin düzenli seks partneri yoksa veya hiç partneri yoksa, arzu ettiği sürece, hissettiği sıklıkta masturbasyon yapabilir.
Masturbasyonun kadında veya erkekte hiç bir fiziksel (bedensel) kötü tesiri yoktur ,aksine rahatlamayı ve gevşemeyi sağlar. Ayıp değil bir gerekliliktir.Toplumda söylenen diğer herşey tamamen uydurmadır- yok sivilce yapar, gözleriniz kör olur, ileride çocuğunuz olmaz, kızlarda adet düzenini bozar, erkeklerde ileride sertleşme sorunu yaratır gibi söylentiler ve bilgiler ve buna benzer her şey tamamen uydurmadır.
Dilediğiniz yer ve zamanda tabiki başkalarının haklarına (kişisel veya kanuni) saygı duyarak, kimseye zarar vermeden masturbasyon yapabilirsiniz. Bu sizin hakkınız ve bedensel özgürlüğünüzdür.
Yanlız masturbasyon sizin için kaçınılmaz bir olay , bir tutku haline gelmişse, normal cinsel ilişkiye tercih ediyorsanız, veya normal seksten partnerinizden zevk alamayıp masturbasyona yöneliyorsanız bir cinsel tedavi merkezine baş vurup bu alışkanlığınızı veya tercihinizi değiştirmek için öneri ve tedavi almalısınız.
Masturbasyon konusunu biraz yaşa ve cinsiyete göre ayırırsak;
Genç erkeklerde özellikle cinsel hayatı olmayan gençlerde, masturbasyon neredeyse bir zorunluluk halindedir, bunun nedeni ise:
Sperm (meni – er suyu) üretimi devamlıdır ve hiç durmaz, üretilen spermler bir kesede toplanır ve boşaltılmaya hazır beklerler, arkadan da devamlı sperm üretimi olur ve bu keseye boşalır, bu kesenin bir hacmi, bir kapasitesi vardır, bu Hacim dolunca cinsel istek artar, yoğunlaşır eğer ilişki veya boşalma gerçekleşmezse kasıklarda ağrı, aşırı cinsel istek başlar, bazen kese o kadar dolmuştur ki büyük tuvalet yaparken veya ıkınırken vücut içi basınç arttığından bu sırada penisten sperm akar veya idrar sonrasında sümüksü bir akıntı olarak penisten gelir (bu boşalma değildir ve zevk vermez sadece sperm akar). Eğer kişi boşalmaz veya ilişki kurmazsa belli bir süreden sonra ki bu süre kişiden kişiye değişir( 4 ila 15 gün), erkek uykuda boşalır ve keseyi boşaltarak arkadan gelen spermlere yol açar. Hamamcı olduk veya rüyacı olduk deyimi buradaki boşalmaya bağlı yıkanma gerekliliğinden gelmiştir. Erkeklerdeki cinsel arzu kontrolsüzlüğü de devamlı üretilen sperm ve onun boşaltılması isteği sonucu olup bayanların erkeklerde anlayamadıkları duygusuz cinsel istek bundan dolayıdır.
Erkeklerde uyarı ve doyuma ulaşma daha çok penisin etrafının kavranma hissinin tatmini ve özellikle penisin baş kısmında bulanan zevk hücresi diye isimlendirilen sinir uçlarının sürtünmeye ve karşıdan gelen Basınca karşı taşıdıkları hislerden oluşur.
Erkekler genelde elleriyle cinsel organlarını okşayarak masturbasyon yaparlar, bunun için elleri kuru olabilir, genelde kayganlaştırıcı bazı Maddeler; tükürük, krem, sabun (sabunun penis içine kaçtığında acıya yol açacağı unutulmamalıdır) kullanılır. Gene erkekler masturbasyon yaparken penislerini başka cisimlere sürerek de veya kavrama hareketini sağlayıcı bir takım boşluklara penislerini sokup çıkarark yaparlar. Veya sertleşmiş penise Su tutarakta masturbasyon gibi çeşitli yöntemlerde kullanırlar. Son zamanlarda ülkemizde de satılan yapay vajina benzeri araçlarda erotik malzeme satılan dükkanlarda bulunmakta ve kulanılmaktadır. Kısaca kişiye zevk veren her şey bu amaçla kullanılabilir.
Kadınlarda ise; bakire olanlar veya olmayanlar olarak değerlendirmeliyiz çünkü toplumumuzda bekaret hala önemli bir konu olarak kabul edilmektedir .
Kadınlarda masturbasyon erkeklerdeki kadar fiziksel dokunma gerçekleşmeden düşünce bazında da gerçekleşebilir.Sadece göğüslerine dokunarak dahi masturbasyon yapabilirler.
Fiziksel istek kasık bölgesine yayılan Sıcaklık orada bir basınç hissinin duyulmasına ve klitorise dokunulmasının ihtiyacı ve vajen içinde doldurulması gerekli bir boşluk hissi ile ortaya çıkar. Vajende ki boşluk hissi daha önce cinsel ilişkiye girmemiş bayanlarda çok az veya yoktur.Cinsel ilişki yaşamış kadınlarda ise bu vücud tarafından tanınmıştır ve hissedilir.
Genelde ya klitoris (bızır) elle okşanır veya iki bacak açıp kapanarak sıkıştırılır veya kadına zevk verebilecek bir şeye sürtülür. Bakire olan kadınlar genelde bu şekilde masturbasyon yaparlar. Ve bunun kızlık zarına hiç bir zararı yoktur.
Daha az olarak klitoris okşanırken vajen girişine parmakla baskı uygulanabilir veya vajen girişi veya küçük dudaklar okşanabilir. Bunun da kızlık zarına hiç bir zararı yoktur.
Ve bazı bayanlar kızlık zarı olmayanlar veya önemsemeyenler vajen içine parmak veya parmaklarını sokarlar veya içeriye doluluk hissi verebilecek herhangi bir şey (deodorant kutusu,salatalık,muz,kalem gibi) kullanırlar.Son zamanlarda ülkemizde de bulunan yapay penisler de veya titreşim sağlayan bazı seks oyuuncaklarıda yaygın olarak kullanılmaktadır.
Bazı bayanlar ise hem klitorise sürtünme veya baskı hemde vajen içine doluluk sağlayarak masturbasyon yaparlar.
Duşta basınçlı Suyun klitorise tutulması ile masturbasyon ise bayağı yaygın bir yöntemdir, bu da kızlık zarına zarar vermez.
Anne ve babalara vede herkese ; cinsellik içgüdüsel bir duygu olup soyunu sürdürme, hayata ve kendinden sonraya bedeninden bir parça bırakma hissinin bir uzantısıdır. Yani frenlenemez,önlenemez ve yok edilemez.Belki baskılayabilir veya başka bir hisse veya uğraşa yönlendirebilirsiniz ama bunun Sağlıksız sonuçları ve acısı daha sonra çok fazla olarak başka yerlerde ve konumlarda ortaya çıkmaktadır.Kuşumuzun, kedimizin veya köpeğimizin cinsel arzularını düşünüp dikkate aldığımız halde kendimizin ,yakınlarımızın veya çocuklarımızın bu tip ihtiyaçlarını görmemezlikten gelmeye veya anlamamaya çalışmak kendimizi kandırmaktır.
Özellikle cinsel yaşantıya sahip olamayan veya olamamış gençlerde bu istek frenlenemez.Bu yüzden gerekli olan masturbasyon için onları yanlış bilgilendirip korkutmayınız.
Yaş ve kişinin sosyal konumu bu arzuyu yok etmez bu bir ihtiyaçtır.
Yanlız bebekler de de bazen masturbasyon benzeri davranışlar görülebilir bu onları korkutmadan önlenebilir,anlayabilecek yaşta olanlar doğru yönlendirilip bilgilendirilmelidir.Bu konu ilerdeki yazılarıızda ele alınacaktır.
Peki çocuklarımıza nasıl davranalım;
ilk önce onlara bu konularda sağlıklı bilgiler verelim eğer sizde bilmiyor veya bu konuları konuşamıyorsanız çekinmeden destek alabileceğiniz yerlere baş vurabilirsiniz veya okuyup öğrenebilecekleri bazı bilgi kaynakları sağlayabilirsiniz.En önemli olan şey yanlış bilgi vermemektir.Ufak bir kızken annesi tarafından anal (arkadan-popodan – makat-rektum ) ilişkiye girmesin diye arkadan ilişki kuranlar Kanser olur diye korkutulup yönlendiren bir hastamın kabız olursam da aynı etki olur kanser olurum ölürüm fikri ile yaşadığı ve hissettiklerini, bu yüzden yeme içme problemi yaşadığını, uzun süre psikiyatrik tedavi alıp halen de tam olarak iyleşemediğini vede iyileşemeyeceğini düşünürseniz yanlış bilginin bir insanın hayatına, yaşantısına nasıl bir etki yaptığını anlarsınız.
Onları kendileri ile kalabilecekleri ruhları ve bedenlerini tanıyabilecekleri mekanlarda rahat bırakalım.Odasının kapısını kitlemesine izin verin veya kapısını çalıp onun olurunu almadan odasına girmeyiniz.Kötü bir şey yapacaksa zaten yapar, sertlikle hiç bir şey engellenmez sadece inanarak doğruyu anlatın oda anlayacaktır.Veya banyoda gereğinden fazla kalırsa onu rahatsız etmeyiniz, orayı gerçekten kullanmaya ihtiyacınız olana kadar onu rahat bırakınız, bir insan banyoda ne yapabilirki veya ne yapar sizce? En önemli şey ise onlar her ne kadar sizin bedeninizin bir parçası olsalar da onlarında bir ruhlarının olduğunu unutmamak, onların kişiliklerine saygı duymaktır
Her ne kadar toplumumuzda mastürbasyonla ilgili katı yasakların varlığından söz edilemezse de, bu konuda halk arasında geçerliliğini koruyan inanışlar, yersiz korku ve kaygılara yol açabilmektedir. Ülkemizde ciddi bir mastürbasyon araştırması bulunmamakla birlikte gazete ve bazı dergilerin cinsel sorunlar köşelerinde açıklanan mektupların büyük bir bölümünde bu konuya ilişkin soruların yer aldığı görülür. Kendi kendine cinsel doyuma ulaşma yoluna başvuranlar içinde ülser, zafiyet gibi çeşitli hastalıklardan korkanlar, sinirlilikten ve dalgınlıktan yakınanlar, evlilikte başarısızlık kaygıları olanlar, hatta bu yoldan doyuma ulaşmanın kısırlık, körlük gibi felaketlere yol açtığını sanarak “uçurumun kenarında” olduğunu hissedenler bulunmaktadır. Genellikle eskiden yaygın hurafelerden kaynaklanan bu yanıltıcı inanışlar, insanları ciddi ruhsal bunalımlara itebilecek boyutlara da ulaşabilmektedir. Mastürbasyona eşlik eden endişeler, kişiyi sinirli, ve bundan dolayı hasta bile edebilir. Birbirini ihmalden dolayı evlilik ilişkisi de zedelenebilir. Diğer yandan bu yanıltıcı baskıcı inanışların ardında aynı Batıˊda olduğu gibi , dinimizin rastgele yorumlanışından kaynaklanan çok sakıncalı bir günah anlayışı bulunmaktadır. İslam dininin kaynaklarında bu konuya ilişkin kesin bir tutuma rastlamak mümkün değildir. Öyleyse kendi kendini tatmin ederken yakalanan çocuk niçin dayak yer ? Mastürbasyon yapan yetişkinler kendilerini niçin kör olma, aptallaşma, kısır kalma gibi korkunç tehditler karşısında hisseder ? Bu soruya verilecek tek cevap, toplumumuzda cinsel konularda son derece yaygın olan baskı ve bilgisizliğin bu noktada da insan sağlığını tehlikeye düşürmekte olduğudur. Çoğu kimseler mastürbasyonda aşırıya kaçma endişesi içindedir. Oysa aşırılığın ölçüsü pek çok konuda olduğu gibi, burada da bir tek ve bağlayıcı değildir. ABDˊde yürütülen bir araştırmada, haftada bir elle doyuma ulaşanların, bunu her gün yapmayı fazla buldukları, her gün yapanların ise günde dört beş kez yapmanın aşırı sayılıp sayılmayacağını merak ettikleri görülmüştür. Bu sorunun nesnel bir bakış açısından incelenmesi şu sonuca ???ürür: Cinsel doyum konusunda aşırılıktan korkmak yersizdir. Çünkü aşırılık, fiziksel yorgunluğun, sözkonusu faaliyete ister istemez son verdiği noktadadır. Uygar insan için cinsel açıdan aşırılık diye bir şey yoktur. Mastürbasyon da cinsel davranışlar arasında yer aldığına göre o yoldan ulaşılan doyumların fazla sık olup olmaması diye bir sorun söz konusu edilmemelidir. Mastürbasyon ile ilgili en ciddi kaygı, bu yoldan doyuma ulaşmanın, bir eşle birleşmeye tercih edilir olmasıyla başlar. Mastürbasyonun insan üzerindeki ruhsal -sinirsel etkilerinin diğer bazı olumsuz ruhsal-toplumsal etmenlerle biraraya gelmesi, böyle şanssız bir sonuçta noktalanabilir. Ne yazık ki, birtakım koşulların kadın ve erkekleri cinsel doyumu sürekli olarak, sadece ve sadece mastürbasyonda bulabilen kişiler haline getirdiği de görülmektedir. Nasıl çocukluk çağındaki otoerotizm dış dünya ile ilişkide karşılaşılan başarısızlık ve güvensizlikler sonucu, çocuğu bedeninin haz mekanizmalarına yönelterek ona bir çeşit telafi ve avunma sağlıyorsa, ergenlik çağındaki yoğun mastürbasyon alışkanlığından sıyrılıp karşı cinsle doyumlu cinsel birleşmeye geçiş döneminde karşılaşılan başarısızlıklar da yine böyle kısır bir saplantıya yol açabilmektedir. Cinsel birleşmeyle ilgili kulaktan dolma harikulade düşler, olağanüstü yüceltmeler, ilk denemelerde karşılaşılması olası güçlüklerle bağdaştırılamaz. Kadının genellikle kolay doyuma ulaşamaması da olumsuz bir etmen olabilir. Erkekler eşlerinin doyuma ulaşmamasından kendilerini sorumlu hisseder, kadınlar da kendilerini yetersiz bulabilir. Bütün bunlar zamanla ve tecrübeyle aşılan zorluklardır. Fakat bazı kimselerin bu ilk temaslardan umutsuzluğa kapılarak, başka hiç bir çekici tarafı olmasa bile en azından kolaylıkları olduğu için mastürbasyona dönmeleri pek şaşırtıcı sayılmamalıdır. Kendi kendini tatmin etme durumunda yaşanan yalnızlık ve sadece kendi bedenine yönelik olma, ruhsal bir takıntı şeklini alarak, kişinin dış dünya ile, özellikle de karşı cins ile sağlıklı toplumsal ve cinsel ilişkiler kurmasını engellediği takdirde, ruhbilimde buna “narsizm” adı verilir. Narsizm mitolojiden alınma bir terim olup, Narsiz (= Nergis) adındaki güzeller güzeli bir gencin durgun Suda kendi aksini seyrederken kendi kendine aşık olması öyküsünü çağrıştırır. Kendi kendine tutkunluk, Nergisin durgun su kenarında kök salan bir çiçeğe, nergise dönüşmesiyle son bulur. Bu garip ve acıklı öykünün ruhbilimde dile getirdiği sağlıksız durum, diğer cinsel saplantılar içinde en sık rastlananlardan birini oluşturmaktadır. Buna neden olarak ruhbilimciler, her cinsel kısıtlamanın belirli bir aşamadan sonra insanı doğrudan doğruya kendine yöneltmesini gösterirler. Mastürbasyonun adeta geri tepen etkileri sonucu gelişen ruhsal saplantılara örnek olarak, araştırmalarda sık sık rastlanan bir durumu, anne ve babası boşanmış bir genci ele almak mümkündür. Tedavi için başvuran bu genç, annesiyle birlikte yaşamakta ve bu anne tarafından bir eş yerine konmaktadır. Anne sürekli olarak kadınların insanı sömürdükleri, bu yüzden onlardan uzak durulması gerektiği yolunda telkinlerde bulunmaktadır. Genç erkek olgunlaşma sırasında gelişen normal, sağlıklı cinsel arzularını bu telkinler sonucu bastırarak kendi kendini tatmine yönelmiş ve bir
zaman sonra normal birleşme yapamaz hale geldiğini fark etmiştir. Bu sık görülen tipik bir örnektir. Mastürbasyon özellikle ergenlik çağındaki erkeklerde sık görülür. Cinsel organlar, cinsel hazın paylaşıldığı bir eş olmaksızın uyarıldığı karşı tarafa haz verme kaygısı söz konusu olmadığı için, mastürbasyon yapan kişi ne olursa olsun kısa zamanda doyuma ulaşmak amacındadır. Bununla bağlantılı olarak ergenlikte yoğun bir mastürbasyon dönemi yaşayan erkekte cinselliğin özelliklerinden birini oluşturan erojen bölge ve organ duyarlılığı, cinselliğin bu ilk uyanma aşamasında yerleşir. Oysa kadında bu durum farklıdır. İşte bu farklılık, her iki cins arasında uyumsuzluk doğurabilir. Cinsel organların aşırı duyarlılığı ve cinsel amacın odaklaştırılmış oluşu ile bağlantılı olarak, erkekte erken boşalma sorunu bu uyumsuzluğun bir yanıdır. Diğer yanda kadında vajina duyarlılığının gelişmemişliği söz konusudur. Demek ki, erken boşalma, erkekte ergenlik çağında uzun süren ve saplantı haline dönüşebilen mastürbasyon döneminin yol açtığı gerçek bir sorundur. Bunun çözümü, cinsel birleşme sırasında eşlerin birbirlerinde erotizmin yanısıra ruhsal yakınlık ve uyum aramaktan vazgeçmemelerinde aranmalıdır.

25 Aralık 2011
Okunma
bosluk

Gerdek Gecesi İlk İlişki Nasıl Yapılmalıdır?

Gerdek Gecesi İlk İlişki Nasıl Yapılmalıdır?

Sizlere İnsanların evliliğin ilk gecesinde nasıl davranmaları gerektiği ve ilişkşye nasıl girmleri hakkındaki bilmeniz gereken bilgileri sitemizde sunuyoruz.
Uzun yıllar hayalini kurduğunuz mutlu evliliğin ilk eylemi olan gerdek gecesi cinselliği her zaman genç kızların aklına soru işaretleri ve korkular yerleştirmiştir. İlk gecede ağrı olur mu? Ağrısız bir ilk gece cinsel ilişkisi için nelere dikkat edilmeli? Hangi pozisyonlar ilk gece için daha uygundur? İşite cevaplar…
İlk gece için uzmanlarca tavsiye edilen pozisyonlar şu şekilde sıralanabilir…
1. Erkek üstte cinsel ilişki pozisyonu
Herkes bu klasik pozisyonda başlar; erkek üstte, kadın altta, yüz yüze. Günümüzde basında bu pozisyon, olumsuz eleştirilere maruz kalmaktadır. Belki eski moda olduğundan, belki de ataerkil olduğundan dolayı.
Esasında bu pozisyon, o kadar da kötü değildir. Kuvvet almak, sevgilinizle yakın temasta olmak ve hamile kalmak isteyenler için, bu pozisyon idealdir. Kadın iki bacağını yana doğru açabilir veya bacaklarını göğsüne doğru çekebilir. Bu her iki pozisyonda erkek kadının en hassas dış cinsel organına elle manipülasyon için erişemez, ama ilk pozisyonda göğüslerine erişebilir.
Bu pozisyonda bir kaç varyasyon söz konusudur.
İlki; kadın iskemlede veya alçak bir yatağın ucunda oturur, erkek dizlerinin üzerinde penisiyle vajinaya girebilir. Seks terapistleri her ne kadar bu pozisyonun klasik pozisyondan daha da zevk verici olduğunu iddia etseler de, çoğu insan bu pozisyonun yakın temas konusunda eksik kaldığını düşünmektedir.
İkincisi; kadın karnının üstüne yatar ve erkek arkadan vajinaya girer. Çoğu kadın için bu pozisyon, G-noktasını uyarır ama penisin rahim boynuna çarpması da acı verebilir. Yüz yüze olamama dezavantajı olsa bile çoğu çiftin favori pozisyonu arasındadır.
2. Kadın üstte cinsel ilişki pozisyonu
Bu pozisyon çok tavsiye edilir, çünkü seksin hızı kadının kontrolü altındadır. Bu pozisyonda bir kaç varyasyon vardır. Kadın her iki diziyle erkeğin kalçasını sarar. Penisi içine aldıktan sonra ya dizlerinin üstünde sekse devam eder ya da bacaklarını uzatarak. Ayrıca erkeğin üstünde dimdik oturarak da ilişkiye devam edebilir. Bu pozisyon erkek için de oldukça uyarıcıdır ve kadının göğüslerini okşama fırsatı verir.
Bazen bu pozisyonda kadın erkeğe sırtını dönerek erkeğin üstünde olur. Bu pozisyon, her iki taraf için farklı duygular yaratsa da, yüz yüze olmamanın verdiği dezavantaj burada da geçerlidir.
3. Otururken cinsel ilişki pozisyonu
Bu pozisyon, ancak yavaş seks için uygundur. Erkek ya iskemlede oturur veya yerde bağdaş kurarak. Kadın erkeğin üstüne oturur. Yüz yüze veya sırt yüze bakarak da olabilir. Bu pozisyon birbirinizi okşamak, birbirinize sarılmak ve yakın ten teması için idealdir.
4. Ayaktayken cinsel ilişki pozisyonu
İlk etapta çabucak seks yapmayı anımsatır. Bu pozisyonda başarılı olabilmek zordur. Penisin vajinaya girebilmesi güç olabilir. Kadınlar genelde erkeklerden daha kısa boylu oldukları için, kadının ya merdiven basamağında ya da duvardan destek alması ile bu pozisyonda başarı elde edilebilinir.
Bu pozisyonun başka bir varyasyonu da kadın yüzünü ya duvara veya tutunabileceği herhangi bir şeye verir, erkek de vajinaya arkadan girer. Bu pozisyon, yüz yüze olan pozisyondan çok daha kolaydır.
5. Yan yanayken cinsel ilişki pozisyonu
Bu pozisyonların hepsi erkek üstte pozisyonu gibidir; tek fark partnerler yan yanadır. Buradaki tek zorluk, yüz yüze durumunda partnerlerden bir tanesi, bacağını partnerin üstüne atması gerekiyor. Bu da zaman zaman krampla sonuçlanabiliyor. Kadın erkeğe sırtını verdiği durumda, yavaş ve rahatlatıcı ilişki elde etmek mümkündür. Hatta bu pozisyonda uyumak bile mümkündür.
6. Arkadan cinsel ilişki pozisyonu
Burada kadın dizinin üstünde durup erkek arkadan penisiyle vajinaya girer. Bazı insanlar bu pozisyondan nefret eder. Nedeni ise; hem duygusallıktan yoksun, hem de “erkek egemenliğini’ vurgulayan bir pozisyon olması.
Bazılarının bu pozisyondan hoşlanması ise özgürlüğün olması ve gücün kullanabilinmesinden kaynaklanır.

20 Aralık 2011
Okunma
bosluk

Genital Bölgede Oluşan Siğil ve Uçuklar

Genital Bölgede Oluşan Siğil ve Uçuklar

Sizlere sitemizde genital bölgede oluşan siğil ve uçukların oluşmasının sebepleri; Karşılaşıldığında yapılması gerekenleri sitemizde sunuyoruz.
Kondilom ya da condyloma accumunata adı verilen genital siğiller pek çok kadına sıkıntı veren tatsız lezyonlardır. Tekrarlama eğiliminin olması çoğu zaman kadının moralini bozar. Kondilomlar cinsel yolla bulaşan ve human papilloma virus (HPV) adı verilen bir virusun neden olduğu enfeksiyonlardır.
Kondilomlar cinsel yolla bulaşan ve human papilloma virus (HPV) adı verilen bir virusun neden olduğu enfeksiyonlardır. HPV sadece genital siğillere neden olmaz. Bu virusun 60ˊdan fazla değişik alt grubu vardır ve bu gruplardan bazılarının rahim ağzı kanserine neden olduğu bilinmektedir. Bazı tipleri ise anus kanserine yol açabilmektedir. Her HPV enfeksiyonu kondilom ya da kansere neden olmaz. Aslında çoğu enfeksiyon belirti vermeden geçirilir. Kişinin bağışıklık sistemi bu virüs ile başedebilir ve belirtiler ortaya çıkmadan hastalık etkisiz hale getirilir. Ancak bu başarı HPVˊnin tehlikesiz olduğu sonucunu çıkarmaz.
HPV enfeksiyonunun henüz bir tedavisi ya da aşısı olmadığından bu hastalığın tedavisinde en önemli faktör hastalığı bilmek ve Bulaşma genital HPV hastalığı taşıyan bir bireyle girilen her türlü cinsel ilişki ile bulaşabilir. Virüs, ilişki sırasında ciltte ortaya çıkan mikroskopik yırtıklar ve sıyrıklar vasıtası ile ciltten cilde temas yolu ile bulaşır. Virüsün erkek menisi içinde de saptanması vücut sıvılarının teması yolu ile de bulaşabileceğini düşündürmektedir.
Virus ile tamas eden herkesde enfeksiyon bulguları ortaya çıkmaz ancak kondilom ortaya çıkan bireylerin %60-90ˊının partnerinde de virüs olduğu saptanmıştır. Virüs birkere vücuda girdikten sonra uzun yıllar sessiz kalabilir. Cinsel yönden aktif olan herkeste görülebilir. En çok birden fazla sayıda partneri olan, ya da partneri birden fazla kişi ile birlikte olmuş 15-30 yaş arası kişilerde görülür. Gebelik esnasında çok hızlı bir seyir izler. Nadiren anneden bebeğine geçebilir. Kuluçka dönemi Kuluçka süresi belirli değildir. Virüsle temasdan aylar ya da yıllar sonra bulgular ortaya çıkabilir.
Hastaların büyük kısmında 1-6 Ay içinde belirti verir. Belirtileri Genelde dış genital bölgede küçük siğiller ortaya çıkar. Bunlar kişinin kendisi tarafından görülebilir ya da elle hissedilebilir. Siğiller yumuşak, pembe-beyaz renkli, karnıbahar benzeri oluşumlardır. Tek ya da grup halinde olabilirler. Zaman zaman dışarı kabarık olmayıp düz olarak bulunurlar. Nadiren vajina içinde,makat çevresinde ağız ve boğazda da görülebilirler. Kondilomda ağrı olmaz, fakat arasıra kaşıntı ve yanma görülebilir. Tedavi olmadığı taktirde siğiller hiçbir değişikliğe uğramadan uzun bir süre kalabilir, acak bu davranışları oldukça nadirdir.
Genelde sürekli olarak büyüme ve yayılma eğilimleri vardır. Kondilom ile birlikte başka bir vajinal enfeksiyon varsa bu büyüme daha hızlı olur. Çoğunlukla vücudun nemli ve Sıcak bölgelerine doğru yayılma gösterir. Eğer vajina ve makat civarında Anormal renk ve şekil değişiklikleri ile anormal kabarıklıklar görülürse, genital bölgede kaşıntı, yanma ve kanama varsa,partnerde kondilom var ise ya da daha önceden geçirmiş ise mutlaka bir jinekolojik muayeneden geçmek gerekir. Tipik bir kondilom lezyonu Kondilomun tipik görünüşü Tanı Tanı muayene esnasında lezyonların görülmesi ile konur. Bazen bazı solüsyonlar uygulanarak ciltteki renk değişikliklerinden siğil olup olmadığı anlaşılabilir. Dıştan görünen herhangi bir lezyonun olmadığı durumlarda rahim ağzının büyüteç benzeri kolposkop adı verilen bir cihaz ile incelenmesi ile tanı konabilir. Smear testi kondilomun tanı ve takibinde son derece önemlidir. Hayatının herhangi bir döneminde kondilom geçiren kişiler yılda bir defa smear yaptırmalıdırlar. Kondilom tanısı konan kişilerin partnerleri de mutlaka muayene olmalı ve gerekir ise tedavi edilmelidir. Çünkü tedavi edilmemiş bir eş enfeksiyonun sürekli yeniden bulaşmasına neden olabilir. Tedavi Kondilom ihmal edilmemesi gereken bir hastalıktır.Tedavide virüsü yok etmek mümkün değildir. Tedavi sadece siğilleri ortadan kaldırır.
Pek çok vakada tek sefer tedavi yeterli olmamakta en az 2 seans gerekmektedir. Tedavide tıbbi ve cerrahi yaklaşımların ikiside uygulanabilir. Tıbbi tedavi olarak dıştan sürülen bazı ilaçlar kullanılabilir ancak bu uzun süreli ve zahmetli bir tedavidir. Çoğu ilaç hasta tarafından değil hekim tarafından uygulanmalı ve direk lezyonun üstüne tatbik edilmelidir. normal dokuya temas ettiğinde pekçok ilaç tahribata neden olur. Bu nedenle son derece dikkatli uygulama gerekir.
Bazı ilaçlar ise direk olarak lezyona hekim tarafından enjekte edilir. Cerrahi tedavide en çok uygulanan yöntem lezyonun yakılması ya da dondurulmasıdır. Burada amaç lezyonun tahrip edilmesidir. Dondurma işleminde (krioterapi, cryotherapy) Sıvı nitrojen ya da Karbondioksit kullanılır. yakma işleminde ise laser ya da elektrokoter uygulanır. Bazı büyük lezyonlar cerrahi olarak çıkarılmayı gerektirebilir. Dondurma hariç diğer cerrahi işlemler için lokal ya da tercihan genel Anestezi uygulanır. Önlem Genital siğil riskini azaltmanın en etkili yolu birden fazla sayıda partner ile birlikte olmamaktır.
Ancak bunun mümkün olmadığı durumlarda prezervatif en etkili önlem yoludur. Prezervatif siğillerin yanısıra cinsel yolla bulaşan AIDSˊde dahil olmak üzere pekçok hastalığa karşı koruma sağlar. Siğiller kondomun kapladığı alan dışında da bulunabildiğinden prezervatif zaman zaman etkisiz kalabilir

20 Aralık 2011
Okunma
bosluk

Cinsel İlişki Sonrasında Neden Kanama Olur

Cinsel İlişki Sonrasında Neden Kanama Olur

Sizlere sitemizde girilen cinsel ilişki sonrasında neden kanama olduğu hakkında bilmeniz gerekenleri sunuyoruz.
Bazı kadınlarda cinsel ilişkiden hemen sonra veya ertesi Günü hiç beklenmedik bir şekilde kanama görülebilmektedir. Bu durumun en muhtemel nedeni rahim ağzında klamidya adı verilen bakterinin ve diğer bazı etkenlerin yarattığı rahim ağzı enfeksiyonlarıdır.
Servisit olarak tanımlanan rahim ağzı enfeksiyonlarının tedavi edilmesi gereklidir. Tedavinin ihmali sonucunda rahim ağzı yaraları oluşmakta olup yaranın varlığı jinekolojik muayene ile kolayca tespit edilir.
Adet dönemine denk düşen günlerde ilişki sonrası fark edilen kanamanın sebebi aslında henüz başlamakta olan ve daha vajina dışına kanın akmamasından dolayı anlaşılamayan normal adet dönemi de olabilir. Bu nedenle bu dönemde ara kanamanın hemen ardından âdetin başlayıp başlamadığı takip edilmelidir.
Rahim ağzında Kanser öncüsü lezyonlar veya rahim ağzı kanseri ilişki sonrası kanama şeklinde belirti verebilirler. Bu nedenle ilişki sonrası kanama da ciddiye alınması gereken bir belirtidir.
İlişki sonrası kanama şikâyeti ile başvuran hastalarda göz ile yapılan jinekolojik muayenede rahim ağzı temiz görülse bile pap smear olarak adlandırılan rahim ağzı kanseri tarama testi mutlaka yapılmalıdır.
Menopoz döneminde östrojen hormonunun azalması vajina duvarında incelmeye ve kuruluğa neden olmaktadır. Vajinal atrofi olarak tanımlanan bu durum ilişki sonrasında görülen kanamaya yol açabilir. Atrofiye bağlı kanamalarda lokal östrojen tedavisi yeterli olmaktadır.
Servikal polip olarak tanımlanan rahim ağzı poliplerinin varlığında da ilişki sonrası kanama görülür. Polipler iyi huylu olup et beni olarak bilinirler. Basit bir müdahale ile polipin alınması problemi çözer

18 Aralık 2011
Okunma
bosluk

Adet Dönemi Sırasında Girilen Cinsel İlişkiler

Adet Dönemi Sırasında Girilen Cinsel İlişkiler

Çoğu kişi bu konu hakkında yanlış bilgilere sahiptir sizlere bu konu ile ilgili gereken tüm bilgileri sitemizde sunuyoruz.
Bunun cevabı için adet kanamasının ne olduğunu bilmek gerekir.Adet kanaması kadın rahmi içindeki bir dokunun kanayarak dokulmesidir.Bu doku gebelik sırasında bebeğin yapıştığı ve beslenmesi için gerekli koşulları sağlayan özel bir yapıdır.İşte bu doku gebelik oluşmadığı her Ay bir dahaki yumurtlamaya yeniden hazırlanması için üstteki tabakasını kanayarak doker ve alttan yeni doku oluşmaya başlar.
Adet kanamasına ait gerçek dışı uydurmalar;Vücuttaki kirli kan atılması gibi, zehirli olduğu,vücuttan atılmasa kişiyi zehirlediği, pis olduğu ,bu sırada ilişki kurulursa kısır olunacağı gibi bu şeyler tamamen yanlıştır.
Adet sırasındayken seks yapılıp yapılamayacağın cevabı ise koşullara ve kişilere ,vede kişilerin inançlarına göre farklılık gösterir.
Adet sırasında yani kadının menturasyonu sırasında eğer prezervatifsiz cinsel ilişki kurulursa kadın veya erkeğin mikrop kapma şansı olabilir.Çok nadir de olsa adet kanaması sırasında gebe kalma olasılığıda mevcuttur,bunu da göz ardı etmemek gerekir.
Bir çok kadın adetliyken kendilerini itici bulurlar, ve de erkeklerin bu hallerinden rahatsız olabileceklerini düşünürler,oysaki bazı rahatsız olan bunu itici bulan erkekler olduğu gibi ,bundan rahatsız olmayan, kadını adet döneminde de arzulayan ve bu sırada cinsel ilişki kurmak isteyen, cinsel ilişki kuran ve de bundan zevk alan bir çok erkekte mevcuttur.

17 Aralık 2011
Okunma
bosluk

Erektil Bozukluğunun Sebepleri ve Tedavi Yöntemleri

Erektil Bozukluğunun Sebepleri ve Tedavi Yöntemleri

Erkeklerin cinsel dünyasını karartan ama tedavisi mümkün olana erektil sorununu sizlere sunuyoruz.

Erektil Bozukluk
Sürekli olarak ya da yineleyici bir biçimde yeterli ereksiyon sağlayamama ya da cinsel etkinlik bitene dek bunu sürdürememe olarak tanımlanır. Yaşam boyu erektil bozuklukta erkekte hiç ereksiyon oluşmamıştır. Durumsal erektil bozukluk çok yaygın ve evrenseldir. Yaşamının her hangi bir noktasında bir erkek yeterli uyarılsa bile ereksiyon oluşmayabilir. Bazı erkekler ön sevişme sırasında ereksiyonu sürdüremezler, bazıları yalnızca birleşmeye kalkıştıklarında ereksiyon kaybolur. Bazılarında da bazı cinsel eşlerle bozukluk yaşanmazken bazılarıyla yaşanır. Bir araştırmada erkeklerin %10’u son bir yıl içinde bir ereksiyon sorunu yaşadığını belirtirken, performansları konusunda kaygı hissettiklerini belirtenler %20 idi. Masters ve Johnson 40 yaşın üzerindeki erkeklerde impotans korkusunun yaygın olduğunu bildirmişlerdir. Oysa yaşlanmayla ereksiyon güçlüğünün ortaya çıkması kural değildir. Sağlığı iyi olan, cinsel eşi ile uyumu iyi olan ve yaşlanmayla doğal olarak bazı değişikliklerin olacağı (örneğin; cinsel ilişki sıklığı azalabilir, ereksiyon eskisi kadar kolay olmayabilir, ereksiyonu sağlamak için ön sevişmenin daha uzun olması ve penisin doğrudan uyarısına gerek olabilir ) konusunda bilgilenmiş bir kişi gereken uyumu göstererek herhangi bir yaştaki kadar ereksiyonu sürdürebilir.

Diğer bozukluklarla karşılaştırıldığında erektil bozuklukta organik bir neden çok daha sıktır. Madde kullanımı (özellikle alkol), şeker hastalığı, Parkinson hastalığı, multipl skleroz ve omurilik hasarı erektil bozukluğa neden olabilir. Ayrıca ilaçların cinsel işlevler üzerine olan olumsuz etkisi de gözden kaçırılmamalıdır. İstatistikler erektil bozukluğu olan erkeklerin % 50 ile 80’inde tıbbi bir neden olduğunu göstermektedir.

Yanlış beklenti ve inançlar da önemli bir etkendir. “Bir erkeğin cinsel ilişkiyi her zaman isteyeceği ve buna her zaman hazır olduğu” inancını taşıyan bir erkek yorgun, stresli olduğunda ya da akşamdan kalma olduğu bir gecenin sonunda ereksiyon sorunu yaşadığında bunu sorun haline getirebilir.

16 Kasım 2011
Okunma
bosluk

İnterfil Nedir? Tedavisi Nasıl Yapılır?

İnterfil Nedir? Tedavisi Nasıl Yapılır?

Bir yıllık zaman dilimi içerisinde korunma olmadan ilişkiye giren ve çocuk yapmak isteyen çiftlerin çocuklarının olmaması durumuna İnterfil denir. Ülkemizde  azımsanmayacak kadar interfil sorunuyla karşılaşan hasta vardır.

Türkiye’de ve dünyadaki çiftlerde yaklaşık %15 oranında infertilite sorunu vardır.

EN YAYGIN OLARAK GÖRÜLEN İNFERTİLİTE NEDENLERİ

KADINA AİT NEDENLER
Çiftlerin %40-50′sinde infertilite nedeni kadına aittir.

a. Yumurtlamaya ait nedenler: Olgun yumurta hücresinin gelişmemesi, yumurtlama olmaması, yeterli kalitede yumurta üretilememesi.
b. Rahim ağzına ait nedenler: Enfeksiyon, tümör, salgı yetersizliği.
c. Rahime ait nedenler: Rahmin olmayışı, rahmin şekil bozukluğu ( rahim içinde perde olması) , bazı myomlar.
d. Tüplere ait nedenler: Tüplerin olmaması, doğuştan tıkanıklığı, geçirilmiş enfeksiyon, ameliyat, endometriozis gibi nedenlere bağlı yapışıklıklar sonucunda meydana gelen tıkanıklıklar gibi yumurta iletimini bozan nedenler.
e. Diğer nedenler: Endometriozis olarak adlandırılan rahim içini döşeyen hücrelerin rahim dışında bulunması, bağışıklık problemleri, üreme organları bozuklukları, psikolojik ve cinsel problemler.

ERKEĞE AİT NEDENLER:
Çiftlerin %40-45′sinde infertilite nedeni erkeğe aittir.
sperme ait bozukluklar :
a. spermde sayı ve hareket azlığı, şekil bozukluğu ( sayı 20 milyonun, ileri hareket % 50′nin, normal yapıda sperı7ı % 14′ün üzerinde ise sperm normal kabul edilebilir)
b. Erkek üreme sisteminde erkek tohum hücrelerinin geçişini etkileyen bir tıkanıklık
c. Varikosel, hidrosel, torbalara inmiş fıtık, inmemiş test.is.
d. Diğer nedenler: Enfeksiyonlar, travmalar, hastalıklar, psikolojik ve cinsel problemler .

HEM KADIN HEM ERKEĞE AİT NEDENLER:
Çiftlerin %20-25′inde infertilite nedeni hem kadına hem erkeğe aittir.

a. Yumurtlama sorunu & sperm sayısı azlığı
b. Tüplerde enfeksiyon & spermin yapı bozukluğu ve benzeri durumlar.

AÇIKLANAMAYAN İNFERTİLİTE:
İnfertil çiftlerin yaklaşık %10-15′inde infertilite nedenini açıklayacak herhangi bir neden bulunmamaktadır. Kadın ve erkek araştırıldığında, gebeliğin oluşmasına engel olabilecek herhangi bir problemin saptanamadığı olgulardır .

YARDIMCI ÜREME TEKNİKLERİ:
Çocuk sahibi olma konusunda herhangi bir problemle karşılaşan çiftlerde çeşitli tetkikler ile bu olumsuzluğun nedeni araştırılır. Belirlenen nedene yönelik çeşitli ilaç tedavileri ya da cerrahi tedavi uygulanır. Bu girişimlerden sonuç alınamadığı taktirde, yardımcı üreme teknikleri olarak da bilinen Tüp Bebek mikroenjeksiyon veya TESE yöntemlerine başvurulur. Çiftlerin çoğu için bu yöntem en son ve en iyi ümit kaynağıdır.

İN VİTRO FERTİLİZASYON VE EMBRİYO TRANSFERİ (IVF-ET) NEDİR ?
In vitro fertilizasyon; kadının yumurtalıklarından bir ya da daha çok sayıda olgun yumurta hücresinin alınarak, bunların kadının eşinden alınan sperm ile vücut dışında özel bir ortamda döllenmesidir. Embriyo transferi ise döllenen bu yumurtaların rahime yerleştirilmesidir.

IVF ET YÖNTEMİNİN UYGULANDIĞI DURUMLAR
· In-vitro fertilizasyon · Herhangi bir nedenle tüpleri tıkalı ya da hasar görmüş kadınlarda,
· spermleri sayıca az ya da sperme ait yapısal bozuklukların olduğu durumlarda,
· Erkek ya da kadına ait bağışıklık problemlerinde, ·
· Bazı endometriozis olgularında,
· · Nedeni açıklanamayan infertil çiftlerde uygulanır.

IVF ET YÖNTEMİNİN UYGULANMADIĞI DURUMLAR
· Rahmi herhangi bir nedenle olmayanlara (Doğuştan yada ameliyat ile)
· Yumurtalıkları olmayan ve yumurtlaması imkansız olan kadınlara uygulanmaz

MİKROENJEKSİYON (ICSI) ve TESE YÖNTEMİ NEDİR ?
Yumurtalıklardan alınan yumurtanın içerisine tek bir spermin laboratuarda enjekte edilerek döllenmenin sağlanması işlemidir. Eğer erkek sperm üretemiyor ise testislerden sperm alınması (biopsi ile) işlemine TESE denir.

MİKROENJEKSİYON YÖNTEMİNİN UYGULANDIĞI DURUMLAR
· IVF -ET yöntemi ile döllenmenin gerçekleşmediği durumlar
· Sperm sayısı ve hareketinin az olduğu durumlar
· Sperme ait yapı bozukluklarının olduğu durumlarda uygulanır

IVF-ET YADA MİKROENJEKSİYON YÖNTEMİ KAÇ DEFA DENENMELİDİR?
10 -12 defa deneme yapılabilir. Eşlerin fizyolojik ve psikolojik açıdan hazırlanmalarını sağlamak iç in 2-4 ay ara verilerek uygulanmaktadır.

IVF-ET YADA MİKROENJEKSİYON YÖNTEMİNDE BA,SARI ŞANSI NEDİR ?
Her bir denemede başarı şansı %20-25′dir. Yani bu yöntemi deneyen 100 çiftten sadece 20-25 tanesi gebe kalabilir. Başarıda en önemli etken, yöntemlerin bu konuda yeterli bilgi, tecrübe ve isteğe sahip personel ile yeterli donanıma sahip ve her türlü yeniliği uygulayabilecek bir merkezde yapılmış olmasıdır.

IVF – ET YADA MİKROENJEKSİYON YÖNTEMİNDE ÇOĞUL GEBELİK OLASILIĞI NEDİR?
Çoğul gebelik şansı az da olsa artmaktadır. İkiz ve üçüz olasılığı normal gebeliğe göre daha fazladır. Çünkü gebelik şansını arttırmak için, birden fazla (ortalama 3-4 ) döllenmiş yumurta (embriyo), rahime yerleştirilir.

IVF -ET MİKROENJEKSİYON YÖNTEMİNİN BEBEK ÜZERİNE ZARARLI BİR ETKİSİ VAR MIDIR?
Bu yöntem ile gebe kalanlar ile normal yolla gebe kalan kadınların çocuklarında anomali olasılığı açısından bir fark olmadığı belirlenmiştir.

IVF – ET YADA MİKROENJEKSİYON YÖNTEMİNİN MALİYETİ NEDİR?
Bu yöntemlerin uygulanması pahalıdır. Kliniğimizde bir hastaya maliyeti ortalama 1000-1500 Amerikan dolarına mal olmaktadır.

IVF -ET YADA MİKROENJEK5İYON YÖNTEMLERİNDE BAŞKA ERKEĞİN SPERMİ YADA BAŞKA KADININ YUMURTASI KULLANILABİLİR Mİ?
Ülkemizde yasalar buna izin vermemektedir, bu açıdan başka kadının yumurtası ve başka erkeğin sperminin kullanılması söz konusu değildir.

IVF -ET yöntemi ile döllenmenin gerçekleşmediği durumlar
Sperm sayısı ve hareketinin az olduğu durumlar
Sperme ait yapı bozukluklarının olduğu durumlarda uygulanır
IVF-ET YADA MİKROENJEKSİYON YÖNTEMİ KAÇ DEFA DENENMELİDİR?
10 -12 defa deneme yapılabilir. Eşlerin fizyolojik ve psikolojik açıdan hazırlanmalarını sağlamak iç in 2-4 ay ara verilerek uygulanmaktadır.
IVF-ET YADA MİKROENJEKSİYON YÖNTEMİNDE BAŞARI ŞANSI NEDİR ?
Her bir denemede başarı şansı %20-25′dir. Yani bu yöntemi deneyen 100 çiftten sadece 20-25 tanesi gebe kalabilir. Başarıda en önemli etken, yöntemlerin bu konuda yeterli bilgi, tecrübe ve isteğe sahip personel ile yeterli donanıma sahip ve her türlü yeniliği uygulayabilecek bir merkezde yapılmış olmasıdır.

IVF – ET YADA MİKROENJEKSİYON YÖNTEMİNDE ÇOĞUL GEBELİK OLASILIĞI NEDİR?
Çoğul gebelik şansı az da olsa artmaktadır. İkiz ve üçüz olasılığı normal gebeliğe göre daha fazladır. Çünkü gebelik şansını arttırmak için, birden fazla (ortalama 3-4 ) döllenmiş yumurta (embriyo), rahime yerleştirilir.

IVF -ET MİKROENJEKSİYON YÖNTEMİNİN BEBEK ÜZERİNE ZARARLI BİR ETKİSİ VAR MIDIR?
Bu yöntem ile gebe kalanlar ile normal yolla gebe kalan kadınların çocuklarında anomali olasılığı açısından bir fark olmadığı belirlenmiştir.

IVF – ET YADA MİKROENJEKSİYON YÖNTEMİNİN MALİYETİ NEDİR?
Bu yöntemlerin uygulanması pahalıdır. Kliniğimizde bir hastaya maliyeti ortalama 1000-1500 Amerikan dolarına mal olmaktadır.

IVF -ET YADA MİKROENJEK5İYON YÖNTEMLERİNDE BAŞKA ERKEĞİN SPERMİ YADA BAŞKA KADININ YUMURTASI KULLANILABİLİR Mİ?
Ülkemizde yasalar buna izin vermemektedir, bu açıdan başka kadının yumurtası ve başka erkeğin sperminin kullanılması söz konusu değildir.

15 Kasım 2011
Okunma
bosluk
 Son Yazılar FriendFeed
reklam
reklam
reklam
reklam

Sayyacım