Boşanma Sebepleri Boşanmaya Karşı Önlem

Boşanma Sebepleri Boşanmaya Karşı Önlem

Aile toplumları oluşturan en temel yapının ta kendisidir. Ancak günümüz de bu temel giderek zayıflamaya başlamıştır. Sizlere sitemiz de aile durumunu ortadan kaldıran boşanmanın sebeplerini sunuyoruz.
BOŞANMA

Aile her toplumda çağlar boyunca doğal olarak oluşmuş sosyal bir kurum olarak kendini göstermektedir. Eşler, aile birlikteliğini uyum, mutluluk, huzur ve hoşgörü amaçlayarak kurmaktadırlar. Ancak bazen eşler birtakım nedenlerle beraberliklerini sürdürmelerinin imkansız olduğunu anladıklarında boşanma yolunu seçmektedirler.

Eşlerin, birlikteliklerinden psikolojik olarak doyum sağlamadıkları, beklenti ve gereksinmelerini karşılayamadıkları evlilik yaşantılarına yasal olarak son vermelerine ‘’boşanma’’ denmektedir. Eşlerin, yasal olarak boşanmayıp aynı çatı altında otursalar bile, duygusal olarak birbirlerinden koptukları, sağlıklı uyum ve birliktelik gerçekleştiremedikleri zaman da boşanmış oldukları kabul edilmektedir.

Kimi zaman eşlerin birlikteliği, kendilerine ve çocuklarına boşanmadan daha fazla zarar vermekte, her iki taraf da kendilerinden ve kişiliklerinden ödün vermek zorunda kalmaktadırlar. Bu nedenle boşanma çoğu zaman kaçınılmaz bir süreç olarak kendini göstermektedir.

Boşanma planlı ve karşılıklı saygı çerçevesinde gerçekleştiğinde eşler ve çocuklar açısından daha az yıkıcı ve zarar verici olmaktadır.

Boşanma aile sistemini değiştirse de, tamamen terk etme ve eşlerden birinin çocuklar olmadan uzaklaşması gibi durumlar dışında, aile tamamen sona ermez. Böyle durumlarda bile aile önemli bağlarını sürdürebilmektedir. İşe çocuklar karıştığında çiftler birbirlerinden boşanmaktan çok birbirlerine boşanmaktadırlar. Aile üyelerinin çocuklar konusunda birbirlerine bağlı kalıp, devam eden değişik bir siste olarak ailenin nasıl hareket edeceğine karar vermeleri gerekmektedir.

Evliliği korumaya ve ilişkiyi sürdürmeye yönelik çabaların başarısız kaldığı durumlarda boşanmanın, tıpkı evlilik gibi doğal bir süreç olarak kabul edilerek, eşlerin kendilerine ve birbirlerine saygısını zedelemeyecek şekilde gerçekleşmesi gerekmektedir.

Her ne kadar boşanma karşılıklı anlaşılarak verilen ortak bir karar olsa da insan yaşantısında birçok değişikliği beraberinde getiren çok önemli bir stres kaynağı olmaktadır.

İlk bakışta sadece eşleri ve çocukları etkileyen bir süreç gibi görünse de toplumsal açıdan bakıldığında, toplumun sosyal yapısını, değer sistemini, kültürünü çok yakından etkilemektedir.

Bireyleri, bireyler arası ilişkileri ve toplumsal yapıyı etkilemesi bakımından önemli olan boşanma olgusu birtakım nedenlere dayanmaktadır.

BOŞANMANIN NEDENLERİ

Kültürel değişimlerin bireylerin eğitim ve gereksinimlerine yansıması aile yaşantılarının da farklılaşmasına neden olmaktadır.

Gelişmiş toplumlarda değer sistemlerinin değişmesiyle birlikte, evlilik kurumunun devamı konusunda baskının azalması, boşanan eşlere toplumdaki bireylerin daha hoşgörülü davranmaları, bireysel yaşam felsefesi ve yeni özgürlük anlayışları boşanmayı kolaylaştırmakta ve arttırmaktadır.

Kuşkusuz her ülkede ve her ailede çok farklı nedenler boşanmada etken olsa da genel anlamda bazı noktalar üzerinde durmak gerekmektedir.

1. Eşlerin evlilik öncesi birbirlerini yeteri kadar tanımamış olmaları boşanma ile sonuçlanma olasılığı yüksek evliliklere neden olmaktadır. Bireyin evlenmeden önce eşini kendi seçme fırsatına sahip olmaması ya da duygusal açıdan yaklaşarak tüm yönleriyle tanımaması evlilikte düş kırıklığına neden olmaktadır.
2. Farklı sosyo-ekonomik ve kültürel çevreden gelmek, eşler arası uyumu güçleştirmektedir. Farklı aile kültürlerine, değe sistemine sahip olmak olay ve durumları farklı şekilde algılama ve yorumlayama neden olmaktadır.
3. Eşlerin birbirlerinin yaşam alanlarına girmeleri yaşam alanlarını daraltmakta, özgürlüklerini kısıtlamakta, böylece birçok iletişim sorunu yaratmaktadır.
4. Evlilikte eşlerin iletişim becerilerine sahip olmaması ilişkinin zarar görmesine neden olmakta, anlaşılmadığını düşünen eş, böylece ilişkiye daha çok zarar vermektedir.
5. Eşlerin ailelerinin, ailenin yaşam dinamiklerine karışması birçok sorunun doğmasına ve kolaylıkla büyümesine neden olmaktadır.
6. Sosyo-ekonomik sorunlar, aile üyelerinin farklı beklenti içine girmelerine, yaşanan problemlerin farklı boyutlara çekilmesine ve evlilikten beklenen gereksinmelerin karşılanmasına engel olmaktadır.
7. Kadının eğitim düzeyinin ve sosyal statüsünün yükselmesi ekonomik bağımsızlığını kazanmasını sağlamaktadır. Eğitim düzeyinin yükselmesi, çalışma hayatına atılması kadına güç vermekte, beklenti düzeyinin artmasına ve haklarını arama yetisi kazanmasına yol açmaktadır.
8. Kıskançlık eşler arası güven ve hoşgörüyü zedelemekte, uyumlu ve mutlu olmayı engellemektedir.
9. Evlilikte şiddete maruz kalma, zina, akıl hastalığı, suç, onur kırıcı davranışlar ve terk Türk Medeni Kanununa göre boşanma sebepleri olarak sıralanmaktadır. (Özgüven, 2000)

BOŞANMA SÜRECİ VE AŞAMALARI

Karmaşık bir sosyal olgu olan boşanma, bireyleri duygusal ve sosyal yönden etkileyen bir süreçtir.

Boşanmanın karmaşık bir hal alması bu sürecin çok farklı aşamalardan oluşmasından kaynaklanmasıdır. Bireye ve bireyin içinde bulunduğu şartlara göre farklı sıralarda ve farklı yoğunlukta yaşanan bu aşamalar, eşler için kötü kişisel deneyimler olmaktadırlar.

Bohannon (1970) boşanma sürecinde ardı ardına gerçekleşen altı aşamadan bahsetmektedir.

1. ‘’Duygusal Boşanma’’, boşanma öncesinde evliliğin kötüye gitmesini içeren, eşlerin birbirlerine yabancılaşmaları aşaması, 2. ‘’Yasal Boşanma’’, bir nedene bağlı olan aşama, 3. ‘’Ekonomik Boşanması’’, ayrılma sonu para, mal, mülkü içeren aşama, 4. ‘’Ebeveyn Boşanması’’ velayeti, tek ebeveynli bir yaşamı ve ziyaretleri içeren aşama, 5. ‘’Sosyal Boşanma’’ , arkadaşların ve çevrenin değişmesini içeren ve boşanan her bireyin yaşadığı aşama ve 6. ‘’Psikolojik Boşanma’’, bireylerin kişisel özerklik kazanmalarını içeren aşamadır.

Psikologlar kötüye giden bir evliliğin ilk göstergesinin ‘’Duygusal Boşanma’’ olduğunu iddia etmektedirler. Bu, eşlerin duygularının yoğunluğundan ya da çelişkilerinden hoşlanmamalarının sonucu duygularını geri çekmeleri sonucu oluşmaktadır. Eşler burada sosyal olarak birlikte hareket etmeye devam edebilirler ama birbirlerine olan güvenleri ve çekicilikleri yok olmaktadır. Duygusal boşanma, bireyin teslim olma ve nefret etme ile hükmetme ve nefret etme arasında hoş olmayan bir seçim yapmasıdır. Bu aşamada eşler birbirlerine düşmanca duygular besleyip kendilerini kısıtlanmış hissetmekte, yaşadıkları hayal kırıklığından ötürü birbirlerine katlanamamaktadırlar.

Yasal boşanma bir çok toplumda bir neden doğrultusunda sorumlu mahkeme, avukatlar ve yargıç tarafından ele alınmaktadır.

Ekonomik boşanma, eşlerin sahip oldukları malları ikiye ayırarak ekonomik bir düzenleme yapmalarıyla ekonomik birlikteliklerini ayırmaları anlamına gelmektedir.

Aile dağıldığı zaman çocukların nerde kalacağına karar vermek gerekir. Çocukların bakımını üstlenmek, ebeveynlerin sorumluluklarını devam ettirmeleri açısından zor bir düzenlemeyi gerektirmektedir.

Sosyal çevreleri değişen boşanan bireyler birçok sorunla karşılaşmakta, çevrelerindeki arkadaşları bu konuda farklı görüşler bildirmektedirler. Birçok durumda sosyal tutumdaki değişiklik boşanan bireyin toplumdan dışlanmasına ve kınanmasına neden olmaktadır.

Piskolojik boşanma ise hemen her zaman en son ve en zor aşamadır. Boşanan her birey yasal boşanmadan önce ya da sonra sosyal bir birey olarak kendisine dönmekte, kendini ayrı bir birey olarak görme alışkanlığını geliştirmektedir.

Froiland ve Hozmon (1977) ile Levy ve Joffe (1977) geliştirdikleri modellerde kesin çizgilerle olmasa da boşanmayı ‘’boşanma öncesi yaşanan aşamalar’’ ve ‘’boşanma sonrası yaşanan aşamalar’’ diye farklı aşamalarda ele almaktadır. (Akt: Özgüven, 2000)

Boşanma Öncesi Yaşanan Aşamalar
1. Düş kırıklığı aşaması
2. Aşınma
3. Kopukluk
Boşanma Sonrası Aşamalar
1. Yas
2. ‘’İkinci Ergenlik’’ dönemi olarak ayrılmaktadır.

Duygusal boşanmanın ilk belirtisi olan ‘’düş kırıklığı aşaması’’ kişinin duygusal körlükten kurtulup eşini gerçek kimliğiyle fark ettiği ve idealindeki kişi olmadığını anlayıp düş kırıklığı yaşadığı aşama olarak nitelenmektedir. Eğer eşler bu aşamada farklılıkları kabul eder, düş kırıklıklarını gizlemezlerse evliliklerini sürdürebilmektedirler.

Aşınma aşaması, paylaşılanların azaldığı, sevgi ifadesi olan davranışlardan ve cinsel ilişkiden kaçınıldığı, olumsuz algıların çoğaldığı aşama olarak tanımlanmaktadır.

Kopukluk aşamasında, eşler aynı çatı altında olsalar da geçimsizliklerin arttığı, ilişkinin değerini yitirdiği, bunun karşısında eşlerin başka bir yaşam hayal ettikleri görülmektedir.

Ayrılık sonrası yas aşamasında bireyler gerçekleri reddetmekte, kaybedilenleri geri almak için pazarlık yapmaktadırlar.

Yastan sonra gelen dönemin ikinci ergenlik diye adlandırılmasının nedeni bireyin yeni kişilik arayışına girmiş olmasıdır. Boşanılan eşle birlikte kişinin eski yaşam biçimi, kimliği ve sosyal statüsü de kaybolmaktadır. (Özgüven, 2000).
Bireylerin bu aşamalardan zarar görmeden geçmeleri ilişkilerinin kaç yıllık geçmişi olduğuna, çocukların varlığına, olayları ve boşanmayı nasıl algılayıp yorumladıklarına bağlı olmaktadır.

Bu aşamanın sağlıklı bir şekilde geçilmesi için uzmanlardan yardım almasında büyük fayda vardır. Bireylerin bu yeni süreci kabullenip uyum sağlamaya çalışmaları ve yeni kimlik edinmeleri kaygı ve stres yaratan bu süreci daha az zararla atlatmalarına yardım etmektedir.

BOŞANMADAN SONRAKİ UYUM SÜRECİYLE İLGİLİ FAKTÖRLER

Boşanmadan sonraki uyum süreci üzerine yaptıkları literatür taraması sonucunda Berman ve Türk (1981) , boşanma sonucunda karşılaşılan problemleri ve stresi üç ayrı kategoriye ayırmışlardır. Pragmatik kaygılar, kişiler arası ve sosyal problemler ve aile ile ilgili stres
Pragmatik konular açısından hem kadınların hem de erkeklerin ev geçimi, ev işlerinin organizasyonu ve para gibi konularda problemlerle karşılaştıkları bulunmuştur. Boşanmış insanlar kendilerini tükenmiş hissetmekte, hiçbir şey için yeterli zaman bulamama ve ne yapacağını nasıl yapacağını bilememem gibi genel duyguları yaşarlar.

Kişiler arası ve sosyal konular bakımından, Raschke (1979) sosyal desteğin boşanmaya alışma sürecini kolaylaştıracağını iddia etmiştir.

Boşanma sonrası stresi arttıran bir başka problem alanı da ailevi ilişkilerdir. Eşler arasındaki gerginlik ve başarısız iletişim, boşanma öncesi, sırası ve sonrasında etkili bir uyum sürecini engellemektedir.

Boşanmayı takiben, kadınlar da erkekler de aynı çeşit duygusal ve kişisel problemler yaşamaktadırlar. Boşanmayı takip eden yıllarda hem kadınlar hem de erkekler düşük benlik saygısına sahip olma, sosyal ve cinsel rollerde şaşkınlık,ve asabiyet, endişe, çelişki ve depresyon belirtileri göstermektedirler. Erkekler düzen ve tutarlı kişilik eksikliği, yalnızlık ve suçluluk duygusu göstermekte, kadınlar ise kendilerini çirkin, aciz ve kişisel ve sosyal olarak beceriksiz hissetmektedirler.

Boşanmadan sonraki uyum sürecinde ekonomik özgürlüğün önemli bir faktör olduğu görülmektedir. Ayrıca, ekonomik yetersizliklerin kadınları çoğunlukla uygun olmayan ikinci evliliklere itmekte olduğu, buna karşılık ekonomik yeterliliğin kadın için cesaretlendirici faktör olduğu bilinmektedir.
Boşanmadan sonraki uyum sürecinde rol oynayan değişkenlerden biri olan cinsiyetin boşanmadan sonraki uyum sürecine etkilerini araştıran bazı araştırmacılar bu konuda kadınların daha elverişsiz durumda olduklarını saptamışlardır.

BOŞANMADA ÇOCUKLARIN DURUMU

Anne-babanın çocuğun gelişimi ve eğitimi üzerindeki etkisi çocuğun doğumundan önce başlamakta ve bireyin ölümüne kadar farklı niteliklerde kendini göstermektedir.

Çocuğun zihinsel, duygusal, sosyal ve bedensel gelişiminin sağlıklı olması aile üyeleriyle kurduğu sağlıklı ilişki ve aile üyelerinin kendi aralarındaki sağlıklı ilişkiyle mümkün olmaktadır. Sağlıklı, mutlu bir aile ortamı çocuk ve ergenin sağlıklı ve mutlu bir birey olarak yetişmesinde en önemli koşuldur.

Boşanma fizyolojik ve ruhsal olduğu kadar ekonomik ve sosyal açıdan da bireyin gelişimini etkilemektedir. Aile ortamında sevgi ve hoşgörüyle büyüyen çocuk kendine güvenmeyi öğrenmekte, anne-babayı model alarak toplumda onay gören davranışları edinebilmekte ve bu yolla gelişebilmek için etkin deneyimler kazanmaktadır. Boşanmış ailelerde ise böyle bir ortam bulunmamaktadır.

Aile yapısını ve aile üyelerini etkileyen en önemli değişimlerin başında boşanma gelmektedir. Kuşkusuz kimi zaman boşanma, sağlıksız aile ilişkilerinin çocuk üzerinde yarattığı kötü etkiden çok daha iyi etkiler yaratsa da çocuklar için oldukça önemli izler bırakmaktadır. Yapılan çalışmalar bizi, özellikle okul öncesi dönemde ve ergenlik döneminde bu olumsuz etkinin çok daha yoğun yaşandığı sonucuna götürmektedir.

Boşanma çocukların hepsini aynı şekilde etkilememektedir. Burada ailenin yapısı ve büyüklüğü kadar anne-baba-çocuk ilişkisinin niteliği de önem taşımaktadır. Boşanmamış ailelerde sağlıksız ilişkiler yaşayan ve kişilik ve davranış problemleri görülen çocukların sayısı küçümsenmeyecek kadar fazladır. Bu nedenle ebeveynin boşanması kadar, ebeveynle çocukların ilişkilerinin niteliği önem taşımaktadır.

Boşanmanın çocuk üzerindeki etkileri beş aşamadan geçmektedir.
1. Çocukların boşanmayı inkar etmeleri
2. Boşanma durumunu yaratan nedenlere kızmaları
3. Anne – babayı bir araya getirme, birleştirme çabaları
4. Depresyon ve çöküntü
5. Boşanmayı kabullenme (Özgüven, 2001, s.314)

Bu aşamaları yaşayan çocuklar boşanmadan farklı dönemlerde farklı şekillerde etkilenmektedirler. Anne ya da babadan birinin kaybı ya da ayrılıkları demek olan dağılmış aile ortamı bebeklik döneminde gerçekleşirse anne – çocuk arasındaki ilişkiyi azalttığından, bebeğin duygusal gıdasını yeterince alamaması onun büyüme ve gelişimini geciktirip engelleyebilir. Bunun yanında dağılmış aile şartları çocuğun oturmak, ayakta durmak gibi hareki (motor) gelişimiyle dil gelişimini geciktirebilir ve bazı konuşma bozuklukları görülebilir. Ayrıca zihinsel gelişim gecikir. Dikkatin bir konuya toplanması konusunda uğranılan güçlük çocuğun öğrenmesini ve akıl yürütmesini etkiler. (Yavuzer, 1986).

Boşanmanın çocuk ve genci etkilemesi açısından birçok sonucu vardır.
1. Çocuk ile anne-baba arasındaki ilişkiyi zedeleme
2. Düşük benlik saygısına neden olma
3. Boşanmış ailelerden gelenlerde evlilik yaşantılarında boşanmaya eğilim
4. Suça eğilim
5. Düşük okul başarısı
6. Yoğun korku ve kaygı yaşama
7. Evlenmeden beraber yaşamaya eğilim
8. Çocuk sahibi olmada isteksizlik

Araştırmalar boşanmanın sadece çocuk ile anne-baba arasındaki ilişkiye zarar vermekle kalmayıp aynı zamanda çocukta düşük benlik saygısına yol açtığını ve sorunları çözmede olumsuz etkilere sahip olduğunu ortaya koymuştur. Boşanmış ebeveyne sahip çocuklarda bekareti erken kaybetme, evlenmeden beraber yaşama, boşanmaya daha fazla eğilim ve çocuk sahibi olmada isteksizlik gözlenmiştir.

Suçlu çocukların aile yapıların bakıldığında boşanmış ailelerden gelen çocukların sayısının fazla olduğu görülmektedir. Yavuzer’in suçlu gençler üzerinde yaptığı araştırmada, suçlu gençlerin %22’sinin dağılmış ailelerden geldiği belirlenmiştir. Ayrıca deneklerin %47,6’sının anne-babalarından çeşitli sürelerde ayrı kaldıkları görülmüştür (Yavuzer, 1987, s.145).

Son yıllarda Amerika’da 640 çocuk üzerinde yapılan geniş çaplı bir araştırmada evde öz babalarıyla yaşamayan çocukların sağlıklı bir aileye sahip çocuklara göre mahkümiyetle sonuçlanacak bir suçu işleme olasılığının üç kat daha fazla olduğu ortaya konmuştur.

Çocuk ve gençlerin hayat kalitelerinde, sağlıklı ve verimli bir hayat sürmelerinde boşanmanın çok önemli bir etkisi vardır. Özellikle okul yıllarında düşük okul başarısı, korku ve kaygı duygusunun yoğun yaşanması çocuk ve gencin davranışlarını olduğu kadar hayattan aldığı zevki de etkilemektedir.
Boşanmış ebeveyne sahip çocukların sağlıklı ailelerden gelen çocuklara oranla daha fazla zihinsel sağlık problemleri yaşadıkları ileri sürülmektedir.
Çocukların anne- babalarıyla olan ilişkileri de boşanmadan sonra farklılaşmaktadır. Çocuklar anne- babalarından duygusal olarak uzaklaşmakta, kimi zaman onlara kin ve nefret duyguları beslemektedirler. Ayrı oldukları ebeveyni özledikleri gibi ondan uzaklaşabilmektedirler de. Çocuklar ve ebeveynler arasındaki bu duygusal uzaklaşma yetişkinlik yıllarına kadar devam edebilmekte ve kalıcı olabilmektedir. Çünkü boşanmış ebeveynler birlikte yaşayan ebeveynlere oranla çocuğa daha uzak olabilmektedir. Çocuklar beraber yaşadıkları ebeveynle çok sık birlikte olmamakla beraber ayrı evde olan diğer ebeveynle daha da az zaman geçirmektedirler.

Çocukların velayetini almış olsalar da olmasalar da boşanmış annelerin daha az şefkatli oldukları ve çocuklarıyla iletişimlerinin daha bozuk olduğu, özellikle boşanmayı takip eden ilk iki yılda daha tutarsız oldukları, boşanmış annelerin erkek çocuklarıyla daha fazla problem yaşadıkları görülmüştür.

ÖNERİLER

Boşanmanın bu olumsuz etkileri karşısında çocuk ve gençlerin bu yeni sürece daha kıolay uyum sağlamasında anne-babanın çok önemli fonksiyonları vardır. Çocukların daha az zarar görmeleri ve gelişimlerini etkilemeden uyum sağlamaları için bir takım önlemleri de almak gerekmektedir. Alınabilecek önlemler şunlar olabilir.

1. Boşanma sürecini yaşamamak için kuşkusuz özellikle eş seçiminde çok dikkat etmek, flört, sözlülük, nişanlılık aşamalarında karşı cinsi iyi tanımaya çalışmak, gelen her mesajı iyi değerlendirmek, beklenti ve sorumlulukları açık ve net bir şekilde belirtmek gerekmektedir.
2. Evlenecek çiftlerin evlilik konusunda bilgilenmeleri, evlilik okulu gibi programlara çiftlerin birlikte katılmaları daha sağlıklı kararlar vermeyi sağlayacaktır.
3. Bireylerin kendilerini ve eşlerini çok iyi tanımaları, birbirlerini oldukları gibi kabul etmeleri, değiştirmeye çalışmamaları birtakım sorunların kolaylıkla üstesinden gelmeyi sağlayacaktır. Evlilik hayatında en ufak olumsuzluk ve tartışmalarda boşanmanın sözü edilmemeli, bu bir tehdit aracı olarak kullanılmamalıdır.
4. Evlilik sürecinde sorunlarla başa çıkmada zorlanıldığı anda profesyonel yardım almaktan kaçınmamak uyum sağlamayı kolaylaştıracaktır. Boşanma öncesinde, sırası ya da sonrasında alınacak psikolojik yardım, bireylerin kendilerini ve eşlerini daha objektif sorgulamalarına, yeni yaşam biçimlerine uyum sağlamalarına daha sağlıklı bir ruhsal yapıya sahip olmalarına yardımcı olacaktır.
5. Çocuk sahibi olma konusunda evliliğin genel durumu en ince ayrıntısına kadar gözden geçirilip, geleceğe yönelik tahminler yapmak gerekmektedir. Çocuğu, yuvayı ayakta tutacak, bozuk olan ilişkinin düzelmesini sağlayacak etken olarak görmemek gerekmektedir.
6. Boşanma, gerek çocuklar gerekse eşler üzerindeki olumsuz etkilerine rağmen, yaşamın sonu ya da daha kötü bir yaşamın başlangıcı olarak düşünülmemesi gerekmektedir. Eğer eşler evliliği sürdürecek hoşgörü, saygı ve sevgiye sahip değillerse kendi öz saygılarını yitiriyorlarsa o zaman evliliğin sürdürülmesi konusunda ısrar etmek yarar yerine zarar getirebilmektedir. İlişkiyi korumaya ve sürdürmeye yönelik çabalar yetersiz kaldığında her iki tarafta stres yaşamakta ve bir kaygı sürecine girmektedir.
7. Tüm aile bireyleri tarafından, boşanmanın, yürümeyen/yürütülemeyen bir evlilik için nihai karar olduğu kabul edilmeli ve böyle değerlendirilmelidir.
8. Çocuğa, boşanmaya karar verdiklerini eşler birlikte, açık ve kesin bir dille ifade etmeli, boşanmanın yaşantılarına neler getireceğini anlatarak onu bilgilendirmelidirler.
9. Boşanmanın nedenlerinden birinin çocuk ya da gencin kendisi olmadığı çok iyi anlatılarak, eşlerin çocuğa olan sevgilerinin hiçbir zaman değişmeyeceğini söylemek gerekmektedir.
10. Boşanmadan sonra ilişkilerini uygarca sürdürerek, çocuk için gerektiği zaman bir araya gelerek onun psikolojik doyum sağlamasına yardımcı olunmalıdır.
11. Çocuğu şımartmak, ona acıma duygusuyla yaklaşmak, onu taraf tutmaya zorlamak, diğer eşe göndermemekle tehdit etmek onun kişiliğini ve ruhsal yapısını zedeleyebilmektedir.

28 Mart 2012
Okunma
bosluk

Vajina Genişlemsi ve Tedavi Yolları,Vajina Daraltılması

Vajina Genişlemsi ve Tedavi Yolları,Vajina Daraltılması

Sizlere vajina genişlemesi durumunda yapılması gerekenler hakkında bilmeniz gerekenleri sitemizde sunuyoruz.
Vajinoplasti-Vajina Daraltılması
Vajina bölgesinin geniş olması kadının kendine ait doku özelliklerinden ve yapısından kaynaklanabildiği gibi genellikle ilerleyen yaş ve özellikle zor doğumlara bağlı olarak da gelişebilmektedir.

Rahim sarkması, idrar kesesinde sarkma ve idrar kaçırma sorunu yaşayan kadınların diğer önemli bir sorunu da zor doğumlarda ortaya çıkan yırtıkların vajinada genişleme, bollaşma şikayetine yol açmasıdır.

Ayrıca doğumdan sonra düzgün onarılmayan yırtıklar ya da epizyotomiler yani doğum sırasında rastgele yırtılmayı engellemek için yapılan kesi işlemi sonrasında da kabarık ya da kötü görünümlü nedbe dokusu yine ayrı bir sorun olarak karşımıza çıkabilmektedir. Vajende bollaşmanın ileri durumlarında ise cinsel ilişkide hava ve istenmeyen ses çıkması, hatta idrar kaçması dahi görülebilmektedir.

Tüm bu durumlar kadının eşiyle cinsel yaşamda ciddi sorunlar yaşamasına, çiftin eskisi gibi cinsel yaşamdan zevk alamamasına neden olabilir. Bu da kadının zamanla özgüvenini yitirmesine ve hatta cinsel yaşamdan uzaklaşmasına da yol açabilir.

Ülkemizde bu tür cinsel sağlık problemleri ne yazık ki utanılacak bir sorun olarak görülmekte bu sebeple hekime başvurmalar az sayıda olmaktadır.

Oysa ki nasıl vücudun diğer pekçok bölgesine estetik operasyonlar uygulanarak fizyolojik ve psikolojik düzelme sağlanıyorsa vajina estetiği de cerrahi olarak vajinoplasti yöntemiyle düzeltilerek aynı fayda sağlanabilir.

Vajen daraltılması operasyonuna tıpta genel anlamıyla vajinoplasti adı verilmektedir.

Ayrıca operasyon sonrasında yaşla birlikte daha sık rastlanan bir şikayet haline gelen idrar kaçması sorunu da ortadan kaldırılmaktadır.

Vajina daraltılması işleminde yani vajinoplastide ne yapılıyor?

Çok da zor olmayan bir cerrahi girişim olduğu için lokal anestezi ile sedasyon adı verilen iki uygulamanın bir arada kullanılmasıyla da gerçekleştirilmesine karşın çoğu cerrahın tercihi genel anestezi kullanılmasıdır.

Yaklaşık 45 dakika kadar süren operasyonda vajinanın hem ön hem de arka duvarı açılarak alttaki dokuya sıkılaştırıcı işlem yapılmakta ve fazla vajen dokusu çıkarılmaktadır. Ayrıca vajeni çevreleyen kaslar da birbirine yanaştırılmaktadır.

Eriyebilen dikişler kullanıldığından operasyon sonrasında dikişlerin alınmasına gerek duyulmamaktadır.

Böylelikle doğum sonrası vajina genişlemesi yakınması olan kadınların bu şikayetleri azalmakta ve eşlerin her ikisinin de cinsel yaşamdan eskisine oranla daha fazla tatmin olmaları sağlanmaktadır.

25 Mart 2012
Okunma
bosluk

Anal(makat) Fissür(çatlak) Belirtileri ve Tedavi Yolları

Anal(makat) Fissür(çatlak) Belirtileri ve Tedavi Yolları

Sizlere herkesin anal fissür rahatsızlığına yakalanıp doktora gitmeye çekindiği bir hastalık türüdür.Sitemizde sizlere makat ta oluşan çatlağın sebebini ve tedavisi için yapılması gereken bilgileri sizlere sunuyoruz.
Anal fissür, anal bölge (makat) çevresindeki yırtıklar/çatlaklardır. Genellikle kabızlık (konstipasyon) gibi düzensiz dışkılama alışkanlıklarına bağlı olarak gelişir. Hamilelik ya da doğum ile provoke olabilir Anal bölgede dışkılama sırasında yırtılır tarzda şiddetli ağrı ile karakterlidir. Bu ağrı, dışkılama sonrası da bazen saatlerce devam edebilir. Ağrı dışında, kaşıntı ve akıntıya bağlı iç çamaşırı kirlenmesi olabilir.

TANI:
Proktoloji Ünitesinde muayene ile tanı rahatlıkla konur. İlk etapta endoskopik kontrol ağrı nedeniyle yapılmaz.

TEDAVİ:
Hastalık erken evrede (akut) tanınırsa kolaylıkla tedavi edilir; ameliyat ya da başkaca girişimlere gerek olmaz. Tedavisinde akut alevli dönemlerde anestetik kremler, sıcak oturma banyoları kullanılır, diet önerilerinde bulunulur. Kabızlığın giderilmesi ve düzenli bir barsak alışkanlığı sağlanmasıyla hastalık kısa sürede iyileşir. Hastalığın kronikleşmesi durumunda ise yukarıda tanımlanan konservatif yöntemler genelde yetersiz kalacaktır. Kronik anal fissürün klasik tedavisi cerrahidir.
ANAL FİSSÜR (ÇATLAK) TEDAVİSİNDE UYGULADIĞIMIZ YÖNTEMLER VE YENİLİKLER … Kronik anal fissürlerin nonoperatif (ameliyatsız) tedavisi için çağdaş bazı yöntemler uyguluyoruz. Ekibimizce yeni bilgiler ve teknoloji çerçevesinde: BOTOX injeksiyonu (Makat çevresindeki kasların spazmını gideren ilaç) GTN (Makat çevresindeki kasların spazmını gideren krem) uygulaması yapılmaktadır. Bu tedavi ile çoğu hastada ameliyata gerek olmaksızın düzelme sağlanır. Çok uzun süreli vakalarda ve önerilerimize uyumsuz hastalarda bizim tedavi yöntemlerimize rağmen ameliyat gerekebilmektedir. Cerrahi tedavide ise lateral internal sfinkterotomi yapılmaktadır. Bu teknikte makat çevresinde spazma ve çatlağa neden olan kasın bir bölümü kesilerek serbestleştirme sağlanır. Bölümümüzde çok az sayıda hastaya bu operasyon gerekli olmaktadır. Ameliyat gerektiğinde dahi, bu işlem ekibimiz tarafından genel anestezi (narkoz) ya da regionel anestezi (belden uyuşturma) yapılmaksızın lokal anestezi ile ve hasta yatırılmaksızın gerçekleştirilmektedir.
Bu ameliyatın tam başarı ile sonuçlanması, tekrar etmemesi ve nadir de olsa ameliyat sonrası gaz-gaita kaçırma gibi risklerin olmaması amacıyla ameliyalarımızı özel kalibre ve basınç ölçer aletler ile ayarlayarak yapmaktayız (spazm kontrollü ve basınç kontrollu sfinkterotomi).

25 Mart 2012
Okunma
bosluk

Laparoskopik Nedir?,Faydaları, Kullanım Zamanı

Laparoskopik Nedir?,Faydaları, Kullanım Zamanı

Sizlere sitemizde laparoskopik hakkında bilinmesi gereken bilgileri nasıl yapıldığını sunuyoruz.
Laparoskopi, karın içini, optik bir cihaz kullanarak gözlemlemektir. Bu cihaz 1 cm.lik göbek altı küçük bir kesiden karın içine yerleştirilir. Karın içini aydınlatarak, rahim, yumurtalık ve tüpleri ilgilendiren hastalık veya problemleri doğrudan gözlemleme ve de gerekirse aynı anda karın alt bölgesinde açılan 3 – 5 mm’lik deliklerden içeri sokulan yardımcı aletler ile tedavi olanağı da verir. Halk arasında kansız ya da bıçaksız ameliyat olarak da bilinir.

Endoskopi terimi ise bu tür kamera ile içe bakma ve aynı şekilde ameliyat kesisi yapmadan tedavi uygulama işlemlerine verilen genel isimdir. Kadın Hastalıkları alanında uygulanan iki temel endoskopi yöntemi laparoskopi ve histeroskopidir.

Laparoskopi Ne Zaman Yapılır?
Aslında Laparoskopi genel cerrahide ve diğer bazı cerrahi branşlarda da kullanılmasına karşın burada verilecek olan bilgiler Kadın Hastalıklarını ilgilendirmektedir.

Laparoskopi, jinekolojide, pek çok farklı amaçla yapılabilir. Hatta denilebilir ki kanser ameliyatları da dahil olmak üzere her türlü jinekolojik cerrahi girişimi yapma olanağı vardır. En sık olarak, jinekologlar tarafından gebe kalmada güçlük çeken infertil hastaların takip ve tedavileri esnasında gebe kalmalarına engel olacak bir problemin var olup olmadığını araştırmak amacıyla yapılır.

Örneğin, karın içersinde oluşan ve kadının tüplerinin fonksiyon görmesine engel olan yapışıklıklar, önceki bir ameliyattan, geçirilmiş bir iltihabi hastalıktan veya endometriozis hastalığından kaynaklanmış olabilir. Yapışıklıklar, tüp-yumurtalık ilişkisini, tüpün rahat hareket ederek atılan yumurtayı yakalamasını engeller. Bu nedenle de tedavi edilmelidir.

Bunun dışında karın içersinde yer aldığı düşünülen kist, myom, dış gebelik gibi değişik problemlerin kesin tanısında ve de tedavisinde rahatlıkla kullanılmaktadır. Yine ailesini tamamlamış ve başka gebelik arzulamayan bayanlarda tüplerin (kanalların) bağlanması amacıyla da sıklıkla uygulanmaktadır.

Laparoskopi, genel anestezi altında ve ameliyathanede yapılır. Kullanılan aletler ise bu amaç için özel olarak hazırlanmış cihazlardır.

Laparoskopik işlemlerin en büyük faydalarından birisi operasyon sonrası günlük yaşama kısa sürede dönebilmektir. Hasta genellikle aynı gün taburcu olur. Açık ameliyata kıyasla çok daha kısa sürede iyileşme, daha az ağrı ve daha az enfeksiyon (iltihaplanma) riski gibi avantajları vardır.

Laparoskopi işlemi ne kadar sürer?
Laparoskopi, tanısal amaçlı yapılmış ise oldukça kısa bir sürede yaklaşık olarak 20-25 dakikada sonuçlanır. Fakat hastanın operasyon için hazırlanması, uyutulup, uyandırılması ortalama 30-35 dakikalık bir süreyi gerektirecektir. eğer tedavi edici bir işlem uygulanacak ise tedavinin şekline göre, saatlerce süren laparoskopiler de olabilir.

Örneğin laparoskopi ile myom çıkarılması operasyonu ortalama 45 dakika sürmesine karşın, rahim alınması operasyonu, yapan kişinin tecrübesine göre 1-2,5 saat kadar sürebilir.

Eğer gerekirse, birçok kez laparoskopi olunabilir. Özellikle, laparoskopi sırasında tedavi uygulanmışsa tedavinin ne kadar etkili olduğunu görmek amacıyla, altı ay ara ile ikinci veya üçüncü kez laparoskopi de yapılabilir.

Gelecekte muhtemelen jinekolojik operasyonların çok büyük çoğunluğu laparoskopik olarak yapılacaktır.

Elbette her cerrahi girişim gibi laparoskopinin de kendine özgü komplikasyonları olabilir. Komşu organ zedelenmeleri, kanama ve enfeksiyon (iltihaplanma) riski söz konusudur. Ancak tecrübeli ve dikkatli ellerde, bu tür problemler % 1′den daha az oranda görülecektir.

25 Mart 2012
Okunma
bosluk

Kuşburnu Yağının Yararları Nelerdir? Faydaları Nelerdir

Kuşburnu Yağının Yararları Nelerdir? Faydaları Nelerdir

Kuşburnu Yağı Nelere İyi Geliyor

Alternatif Tıp ve Tedavi Yöntemleri Hakkında Bilgi Vermeye Kuşburnu Türevlerinden Olan Kuşburnu Yağının İnsan Sağlığına Yararları Nelerdir, Kuşburnu Yağının Faydaları Hakkında Bilgileri Sizlere Sunarak Devam Ediyoruz.
Kuşburnu Yağı: Kuşburnu çekirdeklerinden elde edilen yağ, kozmetik sektöründe kırışıklıkları ve erken yaşlanma belirtilerini azaltmak için kullanılmaktadır. Kuşburnu yağı kendi içeriğinde bulunan linoleik asit (Omega 6), linolenik asit (Omega 3) ve Retinol (Vitamin A) ile cilt hücrelerini beslediği için cildin yenilenmesine yardımcı olur.

kusburnu yağı

Kuşburnu Yağının Faydaları: Cilt koruyucu, yaşlanmayı geciktirici, kırışıklıkları önleyici (özellikle göz ve ağız çevresi), sert hava iklimlerinden koruyucu ve hücre yenileyici etkisi bulunmaktadır. Kuşburnu yağından yapılan sabun ise cilt hücrelerini besliyor ve yeniliyor.

Kuşburnu Yağı Nasıl Kullanılır?

 Yağlı ciltlerde uygulandıktan sonra 15-20 dakika bekletilmeli ve ardından durulanmalıdır. Kuru ve normal ciltlerde isteğe bağlı olarak, durulanmadan bekletilebilir. Yüz için günde bir kez kullanılması tavsiye edilir. El, yüz ve vücut için kullanıma uygundur. Makyaj öncesi uygulandığı takdirde hem makyajın kalıcılığını arttırmakta hem de cildinize güzel bir parlaklık kazandırmaktadır. Aynı zamanda aromaterapi ve masaj seanslarında da kullanılmaktadır.

Uyarı: Haricen kullanılır. Çocukların ulaşamayacakları yerlerde saklayınız. Göze temas halinde bol su ile durulayınız. Aknelerin üzerinde kullanılmamalıdır.

23 Mart 2012
Okunma
bosluk

Pnömo Torax Hastalığı Nedir,Tedavisi Nasıl Yapılır

Pnömo Torax Hastalığı Nedir,Tedavisi Nasıl Yapılır

Pnömo Torax Hastalığı Hakkında Bilgi

Bir ciğer hastalığı diyebiliriz Pnömo Torax’a Çünkü Ciğer’in delinmesi ile oluşan bu hastalıktır. Aslında Hastalık değil de geçici bir sorunda diyebiliriz çünkü Pnömo Torax’ın kesin bir çözümü bulunmakta.

Pnömo Torax Hastalığı
Ciğerin delinmesiyle ortaya çıkan bu hastalık, kesin bir tedavi ile ortadan kaldırılmakta. Fakat bu tefavi bazen çok uzun süreleri aşabiliyor. Nadiren 3-4 ay kadar uzayan bu hastalık; 1 hafta kadar da kısa bit sürede tedavi edilebiliyor.
Peki tedavisi nasıl yapılıyor? Göğüs kafesinden içeri salınan bir hortum ile, içerideki hava dışarı boşaltılıyor ve Ciğer rahatlıkla oksijen ile dolabiliyor yani hasta nefes alabiliyor. Ciğer deliği kapandığında da Tüp çıkarılarak tedavi son buluyor. Tüm hastanelere bu tedavi yapılabilmekte.

23 Mart 2012
Okunma
bosluk

Göz Kapağı Sorunları , Düzeltmesi

Göz Kapağı Sorunları , Düzeltmesi

Sizlere göz kapağı düzeltmesinin neden yapılması gerektiğini yapılmadığı takdirde nelerin meydana gelebileceği hakkında bilmeniz gereken bilgileri sitemiz de sizlere sunuyoruz.
Alın ve yüzün total olarak aşağı doğru sarkma eğiliminde olması üst ve alt göz kapağında torbalanmalara ve kırışıklıklara neden olur.

Üst ve alt göz kapağında ileri yaşa bağlı olarak cilt ve cilt altı dokusunda meydana gelen deformasyonlar, torbalanmalar ve kalite kayıplarını düzeltmek için yapılan bir operasyondur.

Kesi alanı alt göz kapağında kirpik kenarıdır, üst göz kapağında göz kapağının katlanma çizgisidir.

Operasyon genel veya lokal anestezi ile uygulanır. Operasyon sonrası hastanın gözü görecek şekilde pansuman yapılır. Hasta 48 saat sonra banyo yapabilir.

Yan etkiler: Şişlik ve morluk görülebilir, bunlar 10-15 gün içerisinde kaybolur.

Operasyon sonrası izler kirpik altında ve gözün katlanma noktasında çok ince olduğu için iz kalmaz noktada görünmezdir.

23 Mart 2012
Okunma
bosluk

Menopoz Yaşı Tahmin Edilebilir Mi?

Menopoz Yaşı Tahmin Edilebilir Mi?

Kadınların hayatlarında ki dönüm noktalarından biri olan menopoz dönemini tahmin edilip edilemeyeceği ve menopoz hakkında bilmeniz gereken bilgileri sizlere sitemizde sunuyoruz.
Kadın olmak kadın gibi hissetmek işte bunu hiçbir erkek bilemez . En önemlisi de doğurganlık özelliğin kadınlara ait olmasıdır ki bu da hiçbir erkeğin bilemiyeceği bir duygudur. Bütün bu avantajlar ne yazık ki yaşla beraber azalmaktadır ve doğurganlığın sonu olan menopoz kapıyı çalınca kadınlar alışık olmadıkları bir döneme girmektedirler. Bu nihai sonuç kimi zaman beklenmedik bir şekilde erken yaşlarda gelmekte ve kadınlar bir anda doğurganlıklarının sona erdiğini öğrenmektedirler.

Tabi ki bu süreç bu kadar hızlı işlememektedir. Bir geçiş zamanı olmakta ve her kişide bu süre farklı ilerlemektedir. Dış faktörler ve genetik de bu geçişin zamanlamasını etkileyen en önemli unsurlarını oluşturmaktadır. Annenizin menopoz yaşı ve sizin menopoz yaşınız yaklaşık olarak aynı olacaktır fakat bu kural her zaman bu şekilde geçerli olmamaktadır. Yemek alışkanlıklarımız, günlük stres , hava kirliliği , geçirilen enfeksiyonlar , önceki gebelikler, ameliyatlar ve birçok sebeple kullanılan ilaçlar gibi dış faktörler menopoz yaşınızı az veya çok etkilemektedirler. Peki her şeye rağmen menopoza girme yaşınızı tahmin edilebilir mi?? Son yapılan araştırmalara göre cevap EVET . Her çalışma gibi bu bilgilerin doğruluğunu ve geçerliliğini görmek için zamana ihtiyacımız var fakat bu günün bilgileri ile AMH denilen bir hormon vasıtasıyla tahmini menopoz yaşınızı ve doğurganlık bitiminizi tahmin etmemiz mümkün. Bu kanda bakılan hormonun seviyesi ile unutmamak lazım ki genetik olarak sizin menopoz yaşınız hakkında sadece tahmin yürütebiliriz . Bu tahminler içinde başınıza gelebilecek dış etmenlerin yaratacağı etkilerden bağımsızdır. Yani size verilen tahmini yaştan önce diyelim ki bir yumurtalık ameliyatı geçirdiniz ve tabi ki bu ameliyat daha erken menopoza girmenize sebebiyet verecektir.

Menopoz yaşınızın tahmini ile çocuk yapma yaşınızı ve bu yolda seçeceğiniz yöntemleri de tartışabileceksiniz. Erken menopoza gireceğiniz tahmin edildiyse bebek isteğinizi biraz hızlandırmanız gerekebilir. Bunun yanı sıra menopoz ile beraber artan kalp krizi ve meme kanseri gibi hastalıkların da daha erken yaştan taranmasına başlayabileceksiniz. Normal bir kadında AMH seviyesi, puberte başlangıcına kadar oldukça düşüktür. Bundan sonra, AMH düzeyi menapoza kadar 2-5 ng/ml gibi düşük düzeyde kalır ve menapozdan sonra da saptanamayacak kadar düşer.

Erişkinde, kadın ve erkek değerleri birbirine yakındır (2-5ng/ml). Son bulgular, AMH’nin üreme çağındaki kadında hayati önemi olduğunu göstermektedir. AMH, yumurta oluşturmaya hazır folikül denilen havuzun azalmasında, bu foliküllerin bekleme aşamasından büyüme safhasına geçiş hızının düzenlenmesinde önemli role sahip görünmektedir. AMH, bu havuzunun tüketilme hızını yavaşlatarak koruyucu rol oynamaktadır. AMH, erken dönemde de, hormonlara bağlı follikül büyümesini engelleyerek, foliküllerin büyüme hızını düzenlemektedir.

Serum AMH düzeyi, normal menstruel siklus döneminde önemli oranda değişmemektedir. Adeti sürecinin her döneminde AMH düzey birbirine yakın bulunmuştur. FSH denilen ve şimdiye kadar çok sık kullanılan bir hormon testi sedece adetin 3-5 günlerinde doğru sonuç vermektedir. Yani AMH testini adetinizin herhangi bir döneminde yaparsanız yapın aynı sonucu elde edeceksiniz ki bu da önemli bir avantajdır . Ayrıca FSH, menstruasyon döneminde değişkenlikler ve oynamalar göstermektedir. Menapoza geçiş döneminde de değişkenlikler sürmektedir. AMH ise daha stabil olup, daha güvenilir bir gösterge özelliğinde olan markerlardır. AMH, kadınlarda yumurtalık rezervini ve aktivitesini tayin etmek yanında, yumurtalığın granulosa hücre kanserlerini araştırmak amacıyla da kullanılabilir. AMH, erkeklerde de testis (yumurtalık) tarafından salgılanır. Erkeklerde, yumurtalık fonksiyonunu araştırmada ve kısırlık araştırmasında kullanılır. AMH, çocuk yaş araştırmasında da önemlidir. Gerçekte AMH, çocukların ergenlik çağına geçişini, aynı zamanda da kadın veya erkek yönünde hormonal gelişme sağlamasını ortaya koyan en önemli hormondur. Bu nedenle, hem erken veya geç ergenlik yaşı araştırması, hem de cinsiyet bozuklukları ve çift cinsiyet durumunun birbirinden ayrılmasında kullanılır. AMH, kadınlarda yumurtalıktaki yumurta üretiminin düzenlenmesinde rol aldığı gibi, erkeklerde de sperm üretimi ve bunun düzenlenmesinde rol almaktadır. Kısacası bu hormonun kan değerleri bize birçok konuda bilgi vermektedir. Yapılan bazı araştırmalarda tablolar halinde çıkan değerlerin sizlerin yaşınızdaki bayanlarda tahmini olarak kaç yıl sonra menopoza girdiğini göstermektedir ve bu tablolardan sizlerin de menopoz yaşınız hakkında fikir verebilecektir.

23 Mart 2012
Okunma
bosluk

Burun Eğriliği Çocuk Sağlığını Olumsuz Etkiliyor

Burun Eğriliği Çocuk Sağlığını Olumsuz Etkiliyor

Burun eğriliği görsel olarak rahatsızlık vermesinin yanı sıra asıl olarak hamile bayanların çocuk sağlına olumsuz etkileri olmaktadır çünkü bebeği için sağlıklı nefes alması gerekmektedir. Bu yüzden burun eğriliği sorununu çözmeleri gerekmektedir.Sitemizde bu konu hakkında bilmeniz gereken bilgileri sizlere sunuyoruz.
Gebelik döneminde hormonal değişikliğe bağlı olarak burun içerisindeki dokuların ve damarların ödemlenmesi sonucu burun tıkanıklığı artar. Daha rahat ve sağlıklı bir hamilelik dönemi için burun içindeki nefes problemlerinin hamilelik öncesi tedavi edilmesi gerekir.

Bebeğinize vereceğiniz en güzel hediye sağlıklı nefes almaktır
Gebelikte hormonal değişiklikler ve kilo alımıyla birlikte burun tıkanıklığı şikayetleri artar. Kemik eğriliği veya burun eğriliği olarak bilinen septum deviasyonu dışında, konka şişmesi ve sinüs hastalıkları da anatomik daralmalara neden olarak burun tıkanıklığı yapabilirler. Bu sorunların varlığına hamilelik nezlesi de eklendiğinde durum daha fazla rahatsız edici olabilir. Hamilelik öncesi dönemde bu sorunların tedavi edilmesi gerekir.

Doğurganlık yaşındaki bayanların burun tıkanıklığı veya diğer burun problemleri rahat bir hamilelik için bir an önce gerekir. Kendinize ve bebeğinize vereceğiniz en güzel hediye sağlıklı nefes almaktır. Sağlıklı bir nefesin ilk şartı ise sağlıklı bir burundur.

Annelik hormonu burun tıkanıklığına neden oluyor
Hamilelik döneminde hormonal değişiklikler sonucu, salgı bezlerinin salgılarında meydana gelen artış ve burun içi kılcal damarlarının genişlemesi ile birlikte burun tıkanıklığı değişik derecelerde ortaya çıkabilir. Bu durum bazı anne adayları için çok rahatsızlık vericidir. Hamilelik sürecinde burun etleri aşırı derecede büyüyüp, ciddi burun tıkanıklıklarına neden olabilir ve hamileliğin seyrini güçleştirebilir ve normal doğum sırasında yaşanacak nefes problemleri doğumu zorlaştırabilir. Bu yüzden önceden alerjik nezle, burun polibi, kronik sinüzit gibi şikayetleri olan ya da tüm hamilelik boyunca belirgin şikayetleri olan bayanların hamilelik öncesi mutlaka bir Kulak Burun Boğaz uzmanına muayenesi yararlı olacaktır.

Hamilelik öncesi burun estetiği
Sıklıkla karşılaşılan burun tıkanıklığı nedenlerinden biri de burun içi kemiğinde kayma veya eğrilme olmasının sonucunda nefes yolu tıkanması olur. Burun direği olarak da adlandırılan ve tıp dilinde septum adı verilen bu yapının düzgün olması sağlıklı nefes almanın ilk şartıdır. Gebelikten önce bulunan bir septum deviasyonu veya konka adı verilen burun etlerinin gebelik döneminde şişmesi de şikayetlere sebep olabilir. Eğri bir burunda sinüs fonksiyonları ve burun fonksiyonları sağlıklı bir şekilde çalışmaz ve sinüzite yatkınlık söz konusudur. Bu noktada hastaların değerlendirilerek, burun tıkanıklığı nedenlerinin ortaya konması ve gerekli tedavinin düzenlenmesi gerekmektedir. Bu tedaviler burun tıkanıklığı yaratan nedene göre burun kemiği eğriliği ameliyatı dediğimiz septum deviasyonu ameliyatı, alt burun etlerinin (Konka) radyofrekans yöntemi ile küçültülmesi, burun çatısının zayıflıklarının giderilmesi ve burun dışında bir eğrilik de eşlik ediyorsa burun estetiğini içermektedir.

Ülkemizde bayanların en çok talep ettiği estetik ameliyat olan burun estetiği için bize başvuran hastalarımızda burun içi problemleri tespit edip, aynı seansta hem burun içindeki sorunları çözüp, hem de burun şekline estetik bir görünüm kazandırıyoruz. Hastamıza kronik sinüzit tanısı koyduysak sinüzit ameliyatını kozmetik cerrahi ile birleştirerek, hastaları hem sağlığına hem de güzel bir yüze kavuşturuyoruz.

Burun eğriliği doğuştan geliyor
Burundaki şekil bozuklukları genetik ya da darbe ve çarpmalar nedeniyle oluşabilir. Burundaki eğrilikler genellikle doğum sırasında yüzün dar anne rahminden çıkarken basılması sonucu da oluşabilir. Yenidoğan döneminde oluşan kıkırdak çatlakları büyüme sırasında belirginleşir. Burun kemiği eğriliğine bazen burun çatısı darlığı veya burun yan duvarlarının güçsüzlüğü de eşlik edebilir. Bebek emzirme sırasında burundan nefes alamaz ve huzursuz olur. Bu durumda tedavi için cerrahi müdahale gerekebilir. Burun eğriliklerinin tedavisine şekil bozukluklarının dışında eğer burun fonksiyonlarını etkileyen ciddi bir problem yoksa kadınlarda 16 erkeklerde ise 17 yaşları itibarı ile başlanmalıdır.

23 Mart 2012
Okunma
bosluk

Yağ Aldırma, Yağ Operasyonları

Yağ Aldırma, Yağ Operasyonları

Yağ operasyonları bayan erkek fark etmeksizin vücudumuzda ki fazla olan istenmeyen yağlardan arındırılması ile ilegili bilmeniz gereken bilgileri sizlere sitemizde sunuyoruz.
Yağ Emme (Liposaction)

Vücuttaki fazla olan bölgesel alanlara birikmiş olan yağ dokusunun, saction (emme) yöntemi ile bölgedeki yağ dokusunun boşaltılmasıdır. Operasyon farklı tekniklerde uygulanır. Yağ dokusunun vücuttaki toplanma bölgeleri erkek ve bayana göre değişir. Erkeklerde göbek ve basenlerde, kalıcı erimeyen nitelikte yağ toplanması, bayanlarda uyluk iç ve dışı, basenler, bel bölgesi ve kalçalarda kalıcı yağlanma gözlenir.

Kişiler kilo vermek istediklerinde bu saydığımız bölgeler en son eriyen bölgelerdir. Liposaction sonrası operasyon sırasında bu bölgelerdeki yağ hücreleri boşaltıldığı için bu bölgelerin tekrar yağ toplaması önlenmiş olur ve operasyon öncesine dönüş olmaz.

Yan etkiler:Hematom, enfeksiyon, transuda (iltihapsız sıvı toplanması) ve az da olsa yağ embolisidir. Hastaların operasyon sonrası 3 ay kadar korse kullanması gerekir. İyi bir sonuç almak için operasyon sonrası masaj, egzersiz ve mezoterapi, uygulanması önerilir.

Yağ Hücresi Nakli (Lipo Filling)

Vücudun kalıcı yağ dokularından saction (emme) yöntemi ile yağ dokusunun alını, özellikle yüzde ve vücudun yağ dokusu erimiş ve çökmüş alanlarına enjekte edilmedir. enjekte edilmiş yağ hücrelerinin en fazla %40 kadarı yaşamını devam ettirir, geri kalan vücut tarafından emilir. Bu nedenle operasyonun bir kaç kez istenen sonuca göre tekrarlanması gerekebilir.

23 Mart 2012
Okunma
bosluk
 Son Yazılar FriendFeed
reklam
reklam
reklam
reklam

Sayyacım